Alıntı

Toplumsal hayat bizi doğadan kopardı, onunla yeniden bütünleşmek zorundayız. “Ağaca sarılan hippi” imajını kastetmiyorum, onda yanlış bir şey yok da, demek istediğim, bir psikolojik ve ruhsal evrimin çok gerektiği. Şimdiki hayat tarzımızla ilgili en büyük sorunun ruhsallık eksikliği olduğunu düşünüyorum…

Julian Goldberger ("Şahin"in yönetmeni)

yaşama sancısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşama sancısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2010 Pazartesi

Sonsuz Sokaklar

Fellini iki karakterinin iç dünyalarını ustalıkla sergilemekle kalmaz, hayata tutunamamaktan kaynaklanan acılarını da seyirciye geçirmeyi başarır

IMDB: 8,2 (202. sırada)
Rotten Tomatoes: % 97
Allmovie: 5 yıldız
Manalı Filmler: 9,5
“Sinema Tarihinin En İyi 1000 Filmi” listesinde 52. sırada

Dino De Laurentiis’in anısına
(8 Ağustos 1919 – 10 Kasım 2010)


Fellini’nin önemli özelliklerinden biri, filmlerinde aslında hep kendini anlattığını gizlememesidir. Ne eserinde saklar bunu, ne de söyleşilerinde. Hayattan her ne anladıysa filmlerinde vardır, ne yaşadıysa, ne hissettiyse… Bu durumla barışıktır. Eserleri, bir insan olarak geçirdiği dönüşümün, gelişimin de izlerini taşır. Örneğin Bergman gibi Fellini de önemli bir öğretmendir; eserleri hem sinema, hem de hayat hakkında değerli bilgiler içerir; meraklısı için bu bilgeliğin gelişimini incelemek ilham verici, hatta aydınlatıcı olabilir.

Bu açıdan bakıldığında “Sonsuz Sokaklar”, tüm Fellini repertuarından ayrı bir yerde durur; benzersizdir, özeldir… Henüz yönetmeni toplumcu İtalyan Yeni Gerçekçi sinema akımından kopamamıştır, ama ilerde başta “Otto e Mezzo / 8,5” olmak üzere, “Casanova”, “Ruhların Jülyeti” gibi filmlerinde yapacağı ruhbilimsel analizler için gerekli eğilim, arzu ve birikimi de barındırmaktadır. Biri dışa/hayat, diğeri içe dönük iki tutunamayanın hüzünlü hikayesini anlatan film bu iki eğilimin güçlü bir sentezidir.

“La Strada”yı çektiğinde Fellini henüz 34 yaşındaydı. Ünlü bir senaristti, ama yönetmenliğe yeni alışıyordu. Geçmişiyle yakından ilgili bir film yapmış, beğeniyle karşılanmıştı (Doğduğu Rimini kasabasındaki gençlerin umutsuz yaşantılarını anlatan “Il Vittolini / Aylaklar”). Henüz “Amarcord” gibi çok daha kişisel filmlerin fikri bile yoktu ortada, Fellini dünyayla arasında bir köprü inşa etmeye çalışıyor, içselliğini keşfetmeye, binlerce insanın anlayarak izleyebileceği filmler için malzeme çıkarmaya uğraşıyordu (Tüm filmlerinde “aslında bulduklarını değil aradıklarını anlattığını” söyleşilerinde sık yinelemiştir).

“La Strada” bu köprüyü, bireyle toplum arasındaki ilişkiyi resmeder ve o gün itibariyle Fellini’nin içinde bulunduğu duygusal dünyayı yansıtır. Bakış açısı karamsardır, ama sevgiye vurgu yapmayı da ihmal etmez.

“Sonsuz Sokaklar”ı arşınlayan iki kişiden baskın olanı gösteri sanatçısı Zampano’dur. Vücuduna sardığı zincirleri kırarken, kendisine yardımcı olması için ailesinden satın aldığı Gelsomina onu asiste eder, gösteri sonrasında para toplar. Cahil, kaba saba bir adamdır Zampano, genç kadınla iletişim kurmaz, duygularını anlamaya çalışmaz, gösterilere katıldığında bile onu takdir etmez, hatta “ıssızlığın ortasında” bırakıp gider. Gelsomina’nın onsuz yaşayamadığını öğrendiğinde, Zampano’nun da hayatını sürdüremeyeceğini hissettirir Fellini; “yol arkadaşını” ve onunla arasındaki bağın gücü anlayamamasının bedelini ödeyecektir…

Birbirine hiç benzemeyen, birbirini çok az tanıyan iki insan arasındaki garip bağın hikayesidir “La Strada”. Aşk mı dostluk mu olduğu belirsiz, ama güçlü bir bağlılık, hatta bağımlılık olduğu kesin bir ilişkinin analizidir.

Fellini iki karakterinin iç dünyalarını ustalıkla sergilemekle kalmaz, hayata tutunamamaktan ve o bağımlılığın yükünü kaldıramamaktan kaynaklanan acılarını da seyirciye geçirmeyi başarır. İşte bu yüzden hayli dokunaklı bir filmdir “Sonsuz Sokaklar”.

Genelde şiirsel olduğu tespiti yapılır, oysa düpedüz ağıttır…

Ödülleri:
En İyi Yabancı Film dalında Oskar; Özgün Senaryo dalında Oskar adaylığı
Ayrıca 6 ödül, 3 adaylık

La Strada / The Road / Sonsuz Sokaklar
Yönetmen: Federico Fellini
Senaryo: Federico Fellini, Tullio Pinelli, Ennio Flaiano
Yapımcılar: Dino De Laurentiis, Carlo Ponti
Oyuncular: Anthony Quinn (Zampano), Giulietta Masina (Gelsomina), Richard Basehart (Il Matto), Aldo Silvani, Marcella Roverea, Livia Venturini
1954 İtalya yapımı, 108 dakika
Gösterim tarihi: Mayıs 1957
DVD firması: As Sanat

La Jetée

IMDB: 8,3
Allmovie: 4,5 yıldız
Rotten Tomatoes: % 93
Manalı Filmler: 9,0

Sinema tarihinin en ünlü ve manalı kısa filmlerinden biri, belki de birincisi…

Ünlü belgesel yönetmeni Chris Marker, 1962’de, tamamı fotoğraflardan oluşan, yani hareketli görüntü içermeyen bu kısa filmle adını tarihe yazdırdı (Sadece Kadın’ın uyandığı an, kısacık bir hareket var). Üstelik film (Almanca fısıltılar haricinde) diyalog da içermiyor, hikayeyi dış ses anlatıyor.

Ve bu özelliklere sahip olan bu film çok beğeniliyor, sinema otoriteleri tarafından “takipçi”lerinden daha başarılı bulunuyor, bugün bile bilim kurgu dalının en iyi filmlerinden biri olarak kabul görüyor…

Haliyle “La Jetée”, azımsanamayacak bir katkı yapmış, pek çok sinemacıyı etkilemiş. Filmin zaman yolculuğuna yaklaşımından ilham alan eserler arasında örneğin “Terminator” serisi sayılabilir. Ünlü Terry Gilliam filmi “Twelve Monkeys / Oniki Maymun” zaten bu kısa filmden hareketle kotarılmıştı.

3. Dünya Savaşı dünyayı yerle bir etmiş, sağ kalan bir avuç insan yeraltında yaşamaya başlamışlardır. Totaliter yetkililer uygarlığın yeniden yaratılmasında ihtiyaç duyulan kaynakları bulması amacıyla seçilmiş kişileri zaman yolculuğuna çıkarır, ama sadece Adam başarılı olur. Çocukluğunda bir kez gördüğü, ama unutamadığı Kadın’ı bulur, aralarında bir yakınlık gelişir.

Bu öykü aracılığıyla Marker hayata anlamını veren değerleri anımsatıyor, seyircisini sevgi, zaman ve bellek üzerine düşünmeye davet ediyor.

Taklitlerinden sakınınız: “La Jetée” onların olamayacağı kadar şiirsel, duygulu ve etkili bir film…

Meraklısına:
Filmi izlerken, Marker’ın film ekonomisi açısından bulduğu çözümleri (örneğin “geleceğin dünyası”na seyirciyi nasıl ikna ettiğini) de incelemenizi öneririm.
Kadın ve Adam’ın birlikte kesilmiş ağaç gövdesine baktıkları sahne, ünlü Hitchcock yapıtı “Vertigo”ya gönderme.

Sinema eleştirmeni ve akademisyen Janet Harbord filmi her yönüyle incelediği bir kitap yayımladı.

Ödülleri:
Jean Vigo Ödülü

İzlemek için:
Google
Dailymotion
DVD’sinde ise yine zaman ve bellek temalarını işleyen Marker belgeseli “Sans Soleil” (1983) ile birlikte.

La Jetée / The Pier
Senaryo ve yönetim: Chris Marker
Oyuncular: Jean Négroni (anlatıcı), Hélène Chatelain (Kadın), Davos Hanich (Adam), Jacques Ledoux (Deneyi yapan)
1962 Fransa yapımı, 28 dakika, siyah beyaz

27 Ekim 2010 Çarşamba

Vengo

Roman deyince aklınıza ne geliyorsa Gatlif filmlerinde tam da o var: Özgürlük ve macera tutkusu, düzenli hayata ve otoriteye tepki, “maske”sizlik, anı yaşamak ve tabii ki müzik

IMDB: 6,6
Metacritic: % 64
Manalı Filmler: 7,5

Kapı gıcırtısına da ihtiyaçları yok bu adamların; bir işin, muhabbetin, hatta yolun ortasında aniden oynamaya başlayabiliyorlar. Mutluluk da, hüzün de aynı kapıya çıkıyor onlarda: eller birbirine, ayaklar yere vuruluyor; kıvrak figürlere, derin bir acı veya dinmez bir öfke taşıyan yüzler ve icabında bıçaklar eşlik ediyor…

Kendisi de Roman olan müzisyen-yönetmen Tony Gatlif’in filmleri, ünlü Kusturica yapıtı “Times Of The Gypsies / Çingeneler Zamanı”ndan ziyade Aleksandar Petrovic’in eserlerini anımsatıyor (-Geçen Yıl Ankara Film Festivali’nde “Mutlu Çingeneler de Tanıdım” adıyla gösterilen- “I Even Met Happy Gypsies / Ah, Bu Çingeneler”, 1967; “It Rains in My Village”, 1968): Sinemasal açıdan görkemli değiller, yapısal açıdan hayli gevşekler… ama tam da bu yüzden Romanları daha iyi anlatıyorlar.

Roman deyince aklınıza ne geliyorsa Gatlif filmlerinde tam da o var: Özgürlük ve macera tutkusu, düzenli hayata ve otoriteye tepki, “maske”sizlik, anı yaşamak ve tabii ki müzik… Gatlif müziğe aşık; filmlerinde bol bol şarkı kullanıyor, müzik yapan, şarkı söyleyen insanları dakikalarca gösteriyor. Her filminde kendisine ait birkaç beste veya şarkı sözünün olması bir yana, öyküsünü kurarken müziğe de özel yer veriyor. Örneğin ünlü “Gadjo Dilo”nun (1997) hikayesi şöyle: “Genç bir Fransız, babasının çok sevdiği bir şarkıyı söyleyen kimliği belirsiz kadını bulmak amacıyla Romanya’ya gelir”… Tek kelime Romence bilmeyen bir delikanlı, hiç tanımadığı bir ülkedeki bir Roman köyüne kalkıp gelir mi? Hadi geldi diyelim, aradığı şarkıcı orada olmadığı halde haftalarca kalır mı?.. Bu bir Gatlif filmiyse gelir de, kalır da…

Bir Gatlif filminde iki Fransız sevgili, bir anda karar verip Cezayir’e gidebilirler, “Exiles”te olduğu gibi. Ve tabii ki parasızdırlar, gemiye kaçak binerler, çok dara düştüklerinde meyve toplamak gibi işlere girerler vs. Akla düşünce gitmek, gidilir çünkü, nasıl olursa olsun, bedeli ne olursa olsun…

Bazense gidilecek yer kalmaz: “Vengo”nun ana karakteri Caco'nun durumu budur, hayat taşınması çok zor bir yüke dönüşmüştür. Flamenkoya sığınır Caco, zeka özürlü yeğenini eğlendirmektir görünürdeki hedefi, ama anlaşılır ki aslında notalar içinde kaybolup gitmeyi özlemektedir, “rakı şişesinde balık olsam” misali…

Ödülleri:
İstanbul Film Festivali Jüri özel Ödülü (2001)
Ayrıca 1 ödül, 1 adaylık

Meraklısına:
Ünlü ney sanatçımız Kudsi Erguner filmde bir sahnede görünüyor, ayrıca “Bulena” ve “Nací en Alamo" isimli şarkılarda ney üflüyor.

Yonca Lodi’nin uyarladığı “Naci en Alamo” olağanüstü bir eser, filmde kullanılan versiyon ise müthiş, dinlemezseniz çok şey kaçırırsınız. Şu videoklip resmi bir çalışma değil, anlaşılan şarkının bir hayranı filmden planlar üzerine –film için şarkıyı söylediğinde 17 yaşında olan- Remedios Silva Pisa’nın şimdiki görüntüsünü eklemiş. Sonuç feci olmuş ama başka klip de yok.

Şarkı sözü
“Naci en Alamo”

no tengo lugar
y no tengo paisaje
yo menos tengo patria

con mis dedos hago el fuego
y con mi corazon te canto
las cuerdas de mi corazon lloran

naci en alamo
naci en alamo
no tengo lugar
y no tengo paisaje
yo menos tengo patria

naci en alamo
naci en alamo
ay cuando canta(s)
y con tus dolores
nuestras mujeres te chican

Hiçbir yerden gelmiyorum
Ne toprağım var
Ne de vatanım

Parmaklarımla ateş yakarım
Yüreğimden söylerim şarkımı
Kalbimin telleri ağlıyor

Alamo’da doğdum
Yerim yok
Toprağım yok
Yurdum yok

Alamo’da doğdum
Aşk için doğmuşum
Böyledir bizim kadınlarımız
Şarkısını öyle söyler ki
Büyüler insanı

Vengo
Yapım, Müzik ve Yönetim: Tony Gatlif
Senaryo: David Trueba, Tony Gatlif
Oyuncular: Antonio Canales (Caco), Orestes Villasan Rodríguez (Diego), Antonio Dechent (Primo Alejandro), Bobote (Primo Antonio), Juan Luis Corrientes (Primo Tres), Fernando Guerrero Rebollo (Fernando Caravaca), Maria Faraco (La Catalana).
2000 İspanya, Fransa, Almanya, Japonya ortak yapımı, 90 dakika.