Alıntı

Toplumsal hayat bizi doğadan kopardı, onunla yeniden bütünleşmek zorundayız. “Ağaca sarılan hippi” imajını kastetmiyorum, onda yanlış bir şey yok da, demek istediğim, bir psikolojik ve ruhsal evrimin çok gerektiği. Şimdiki hayat tarzımızla ilgili en büyük sorunun ruhsallık eksikliği olduğunu düşünüyorum…

Julian Goldberger ("Şahin"in yönetmeni)

İngiltere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İngiltere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2010 Cuma

Noel Ateşkesi


Manalı Filmler: 8,0

NTV’de “Dünyayı Sarsan Günler” adıyla gösterilen BBC belgeseli “Days That Shook The World”, kısa sürede yaşanmasına rağmen tarihin akışını değiştiren olayları inceliyor. Çoğu bölümde birbiriyle tematik bağlantısı bulunan iki olay birlikte sunuluyor (Hitler ve De Gaulle’e karşı suikast girişimleri gibi). Sadece iki bölümde tek bir olay işlenmiş ki bunlardan biri de Noel Ateşkesi (diğeri Pearl Harbour baskını). Dizi bir tür “TV ansiklopedisi” gibi tasarlanmış ve genelde iyi bilinen olayları öncesi ve sonrasıyla ele alarak geniş bir özetini yapıyor.

“Noel Ateşkesi” adını taşıyan bölümü izlemek, şaşırtıcı ve çok öğretici bir deneyim. Çünkü gerçek olay, “Joyeux Noel / Ateşkes” filminde anlatıldığından çok daha geniş. Filmde tek bölgede yaşanan dostluk havası gerçekte 7-8 ayrı bölgeye yayılmış ve oralardaki insanların birbirlerinden haberleri yok, her bölgede kendiliğinden gelişmiş (Tam olarak kaç bölgede “kendiliğinden ateşkes” yaşandığına ilişkin belirsizlik, resmi raporlarda bunlara yer verilmemesinden kaynaklanıyor. Asker mektuplarından anlaşılıyor ki en az 7 bölgede erler düşmana ateş etmeyi reddetmişler. Belgeselde “barış arzusunun bir virüs gibi yayıldığı” söyleniyor). Ayrıca askerler birlikte şarkı söyleyip eğlenmişler, içki içmişler, futbol oynamışlar (bir bölgede gerçek topla, diğerlerinde konserve kutuları, topa benzetilmiş kum torbaları vs ile). Ayrıca gerçekte askerler “düşmanı” tanımanın ve dostluk etmenin etkisinden uzun süre kurtulamamış, Noel ateşkesi bittikten sonra da ateş etmeyi reddetmişler. Yaklaşık bir hafta sürmüş bu durum, üst rütbeli subayların zorlamasıyla erler silahlarını kullanmaya başlamış ama bu kez de özellikle düşmanın başının üzerine nişan almışlar. Bu hal de bir hafta kadar devam etmiş, sonunda düşman siperine dostluk ziyareti yapan bir askerin sırtından vurulması savaşın eski haline dönmesine neden olmuş.

İleri okuma için:
Olayın çeşitli yönlerini anlatan kitapların isimlerini de içeren bir makale (İngilizce)

Days That Shook The World: Christmas Truce / Dünyayı Sarsan Günler: Noel Ateşkesi
Senaryo ve yönetim: Nic Young
Yapımcılar: Anna Thomson, Neil McDonald, David Upshal
Anlatan: Peter Guinness
2004 İngiltere yapımı, 50 dakika.
Gösterim tarihi: Ekim 2004

9 Temmuz 2010 Cuma

Cennetimden Bakarken


IMDB: 6,6
Allmovie: 2,5/5 yıldız
Metacritic: %42
Manalı Filmler: 5,5

“Lord Of The Rings / Yüzüklerin Efendisi” üçlemesinin yönetmeni Peter Jackson’dan büyük bir hayal kırıklığı…

Filmin en önemli sorunu henüz proje aşamasındayken iyi tasarlanamamış, sonuçta “ortada kalmış” olması. Seri katil tarafından öldürülen Susie’nin ahretteki yaşantısını filmde neden seyrettiğimizin bir açıklaması yok. Çünkü Susie sadece seyrediyor, katilinin yaptıklarını, ailesinin üzüntüsünü izliyor, hoşlandığı ama hiç birlikte olamadığı delikanlıyla sohbetlerini anımsıyor vs. Tüm o sahneler, henüz çocuk denebilecek bir yaştayken ve daha pek çok şeyi yaşayamamışken öldürülmüş olmasının acısını seyirciye hissettiriyor kuşkusuz ama başka bir işlevleri de olamıyor. Filmin ölüme, ölüm sonrasına dair felsefi bir yaklaşımı yok, bu konuda cümle kurmayınca da ahret hayatı tamamen havada kalıyor. Ayrıca Susie’nin diğer boyutlardaki hayatı ile dünyadaki hayat arasında bir etkileşim olmaması projenin bir başka handikapı.

Filmin iki cami arasında beynamaz olması da bu yüzden: Susie’nin ahret hayatı ile dünyadaki yaşam paralel veriliyor ama iki tarafta da kayda değer bir şey yok, örneğin katil yakalanacak mı, kurtulacak mı sorularıyla haşır neşir olup hop oturup hop kalkmıyoruz izlerken.

Bir diğer büyük handikap ise Mark Wahlberg’in oyunculuğu, daha doğrusu oynayamayışı… Sezar’ın hakkı Sezar’a, “Max Payne” gibi, projenin doğası gereği oyunculuğun alt perdede kaldığı, efektler ve bol ayrıntı çekimi sayesinde oyunculuktaki aksamaların daha kolay örtülebildiği modern aksiyon filmlerine yakışıyor Walhberg, ama film ne kadar boyut kazanırsa o da o kadar çuvallıyor. O yüzdendir ki, sonuçta başarılı olamasa da, sıradan popüler Holivud filmlerinden olmayan “The Happening / Mistik Olay” gibi filmlerde ona rol verilmesi çok tuhaf, hele “Cennetimden Bakarken”e asla uyum sağlayamıyor.

Film başta senaryosu olmak üzere belli açılardan o kadar ciddi biçimde aksıyor ki, başta “The Hobbit” olmak üzere ilerde seyredeceğimiz Peter Jackson filmleri hakkında da ciddi soru işaretleri doğuruyor. Başarılı yönleri ise Tucci’nin oyunu ve ahret yaşantısına ilişkin sahnelerdeki görsel efektler (Ki o alanda “What Dreams May Come / Aşkın Gücü” (Vincent Ward, 1998) hala açık ara önde, buradaki efektler daha başarılı değiller ama farklılar ve bu hoş)…

Ödülleri:
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oskar ve Altın Küre adaylığı.
Ayrıca 6 ödül ve 20 adaylık.

Lovely Bones / Cennetimden Bakarken
Yönetmen: Peter Jackson
Senaryo: Fran Walsh, Philippa Boyens, Peter Jackson (Alice Sebold’un romanından)
Yapımcılar: Carolynne Cunningham, Peter Jackson, Aimée Peyronnet, Fran Walsh
Oyuncular: Mark Wahlberg (Jack Salmon), Rachel Weisz (Abigail Salmon), Susan Sarandon (Lynn), Stanley Tucci (George Harvey), Michael Imperioli (Len Fenerman), Saoirse Ronan (Susie Salmon), Rose McIver (Lindsey Salmon), Reece Ritchie (Ray Singh)
2009 Yeni Zelanda, ABD, İngiltere ortak yapımı, 136 dakika
Gösterim tarihi: 26 Şubat 2010
DVD Firması: Tiglon / Paramount Pictures.

28 Mayıs 2010 Cuma

Gandhi

IMDB puanı: 8.2 (167. sırada)
Allmovieguide: 5 tam yıldız
Rottentomatoes: %85
Manalı Filmler puanı: 10

Henüz görmediyseniz hemen bu filmi izlemenizi öneririm, kendinize yapabileceğiniz en büyük iyiliklerden biri olur bu…

Çünkü bu film, ilgili her kategorinin en başarılı eserlerinden biri.

Öncelikle çok iyi bir yaşam öyküsü filmi; gençliğinden başlayarak yaklaşık 40 yıl boyunca Gandi’nin hayatının en önemli olaylarını başarıyla canlandırıyor, ünlü liderin kişiliğini, dönüşümünü, düşüncelerini, ailesine ve ülkesine bağlılığını ustalıkla işliyor.

İkincisi bu, müthiş bir politik film; İngiltere’nin emperyalist yaklaşımını çok iyi deşifre ediyor, kendilerinden başkasının “tuz çıkarmasını” yasaklamış olmaları gibi inanılması zor olguların üzerinde yeterince duruyor, Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesini akıllıca işliyor. Filmin bu yönünden öğrenilebilecek çok şey var.

Üçüncüsü “Gandhi”, muhteşem bir spiritüel film. Mahatma’nın alçakgönüllülüğünü, insan sevgisini, birlik bilincini, şiddet karşıtlığını, en zor anlarda bile içsel gücünü yitirmemesini izlemek, insana ilham veriyor.

Gandi’nin çevresindekilerle ve ulusuyla ilişkisi de çok ilginç: Asıl adı Mohandas olduğu halde, biraz ünlenip sevilmeye başlanınca insanlar kendiliklerinden “bapu” (baba) demeye başlıyorlar ona, ardından ünlü Hint şairi Tagore’nin önerisiyle “mahatma”, yani “büyük ruh” oluyor ismi.

Gandi o kadar müthiş biri ki, önerdiği yürüyüşlerden birinde galeyana gelen taraftarları bir polis öldürdüklerinde hemen açlık grevine başlıyor, “Birileri ölecekse ben öleyim” babında. Ve halk onu o kadar çok seviyor ki, şiddet eylemleri, kavgalar duruyor, o ölmesin diye (Oysa tek bir olayda İngilizler tam 1516 Hintliyi katletmişlerdir)…

Gandi sadece, şairin dediği gibi “onurunu zulmün önünde dimdik tutan” biri değil, aynı zamanda inanılmaz sevgi dolu, hümanist, yumuşak ve zarif bir adam.

“Keşke tanışma şansına erişseydim” diyebileceğiniz türden biri…

Meraklısına:
Ülkemizde filmin tek ve çift DVD’li iki ayrı versiyonu satışta, Blueray’i de bulunuyor.

İleri okuma için:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Mohandas_Karamçand_Gandi (Türkçe)
http://www.lucidcafe.com/library/95oct/mkgandhi.html (ingilizce)
(her iki sayfada da başka sitelere bağlantı veriliyor)
http://www.mkgandhi.org/main.htm (ingilizce)

Ödülleri:
En İyi Film, Yönetmen, Senaryo, Erkek Oyuncu, Sanat Yönetmeni, Görüntü Yönetmeni, Kurgu ve Kostüm Oskarı; En İyi Müzik, Ses ve Makyaj dallarında Oskar adaylığı
En İyi Yabancı Film, Yönetmen, Senaryo, Erkek Oyuncu ve Yılın Yeni Yıldızı (Kingsley) dallarında Altın Küre Ödülü
En İyi Senaryo, Görüntü Yönetmeni, Müzik, Kostüm, Yapım Tasarım, Kurgu, Ses, Makyaj, Yardımcı Erkek Oyuncu (Edward Fox ve Roshan Seth) ve Yardımcı Kadın Oyuncu (Margaret Bourke-White) dallarında BAFTA adaylığı
En İyi Yabancı Film dalında Japon Sinema Akademisi Ödülü
Ayrıca 20 ödül ve 2 adaylık

Seçme diyaloglar:
Gandi: “Umutsuzluğa kapıldığımda gerçeğin ve sevginin hep kazandığını anımsıyorum. Zalimler ve katiller yenilmez görünebilirler ama sonunda hep kaybederler.”

Gandi: “Göze göz ilkesi tüm dünyayı kör eder.”

Nahari: “Cehenneme gideceğim. Bir çocuğu öldürdüm. Kafasını duvara çarptım.”
Gandi: “Neden?”
Nahari: “Çünkü oğlumu öldürdüler. Müslümanlar oğlumu öldürdü!”
Gandi: “Cehennemden öte bir yol biliyorum. Bir çocuk bul, annesi babası öldürülmüş olsun ve onu kendi oğlun gibi büyüt. Müslüman olsun ve onu bir Müslüman olarak yetiştir.”

Muhabir Vince Walker: “Batı uygarlığının ahlaki üstünlüğü bugün burada yok oldu.”

Gandi (Yolunu kesip Müslümanlarla görüşmemesini söyleyen kalabalığa) “Ne yapmamı istiyorsunuz? Bay Jinnah’la görüşmeyeyim mi? Ben bir Müslümanım, Hintliyim, Hıristiyan ve Yahudiyim… Siz de öylesiniz. O bayrakları sallayıp bağırdıkça kardeşlerinizin yüreğine korku salıyorsunuz. Benim istediğim Hindistan bu değil. Allah aşkına bir son verin buna.”

Brigadier: “Herhalde Hindistan’dan kendi kendimize çekip gideceğimizi düşünmüyorsunuz?”
Gandi: “Gideceksiniz. Çünkü 100 bin İngiliz, 350 milyon Hintli’yi yönetemez, eğer Hintliler işbirliği yapmazlarsa.”

Vince Walker: “Hırslı birisiniz Bay Gandi.”
Gandi: “Umarım değilimdir.”

Edward R. Murrow (Gandi'nin cenazesinde): “Hep yaşadığı gibi öldü: Serveti, malı-mülkü, resmi bir unvanı veya ofisi olmaksızın… Mahatma Gandi büyük orduların komutanı, uçsuz bucaksız toprakların yöneticisi değildi. Böbürlenebileceği bilimsel başarıları veya sanatsal yeteneği yoktu. Buna rağmen tüm dünyadan hükümetler ve liderler, ülkesini özgürlüğe kavuşturan bu ufak tefek esmer adama saygılarını sunmak için ellerini birleştirdiler. Papa Pius, Canterbury Başpiskoposu, Başkan Truman, Chiang Kai-shek, Rus Dışişleri Bakanı, Fransa Cumhurbaşkanı… yas tutan milyonlar arasında. ABD Dışişleri Bakanı General George C. Marshall’ın dediği gibi: ‘Mahatma Gandi insanlığın vicdanının sesi oldu, tevazu ve gerçeği imparatorluklardan daha güçlü kıldı.’ Ve Albert Einstein ekliyor: ‘Gelecek kuşaklar böyle bir insanın dünyada var olduğuna inanmakta güçlük çekecekler.’”

Gandhi
Yapımcı ve yönetmen:
Richard Attenborough
Senaryo: John Briley
Oyuncular: Ben Kingsley (Mohandas K. Gandi), Candice Bergen (Margaret Bourke-White), Edward Fox (Gen. Reginald Dyer), John Gielgud (Lord Irwin), Martin Sheen (Vince Walker), Saeed Jaffrey (Sardar Valabhhai Patel), Geraldine James (Mirabehn), Alyque Padamsee (Mohammed Ali Jinnah), Roshan Seth (Pandit Jawaharlal Nehru)
1982 İngiltere, Hindistan ortak yapımı, 191 dakika
Gösterim tarihi: Temmuz 1991
DVD firması: Tiglon / Sony Pictures Home Entertainment.

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Aşk Ve Ölüm


IMDB: 8.0;
Allmovie: 5/5 yıldız
Manalı Filmler puanı: 8.5

“The Archers” (okçular) adıyla da tanınan Powell-Pressburger ikilisinin başyapıtlarından biri…

2. Dünya Savaşı sırasında, İngiliz pilot Peter ve Amerikalı kadın subay June telsizde tanışır ve birbirlerinden etkilenirler. Uçağı yara alan Peter paraşütsüz olarak atlamak zorunda kalır ama kurtulur. Bir sahilde kendine gelir, June’la tanışır ve birbirlerine aşık olurlar. Bu arada Öteki Dünya’da, Peter’ın oraya geçişini sağlamakla görevli 71 Nolu Yönetici’nin sis yüzünden onu bulamadığı anlaşılır. Yönetici canını almak üzere Peter’la iletişime geçer, ama o dünyayı bırakmak istemez. Arada oluşan 20 saatlik kayma sırasında aşık olmuştur ve bu onun kabahati değildir… Peter’ın talebi üzerine, Öteki Dünya’daki Temyiz Mahkemesi genç adamın durumunu görüşmek üzere toplanır.

Öteki Dünya’yı konu alan bu klasik İngiliz filmi hala tazeliğini ve önemini koruyor. Yapıldığı yıllar için şaşırtıcı set tasarımı ve hoş birkaç senaryo trüğü de cabası…

Ödülleri:
1948 En İyi Avrupa Filmi (Bodil Ödülü)

A Matter of Life and Death / Aşk Ve Ölüm
Senaryo, yapım ve yönetim:
Michael Powell, Emeric Pressburger; Oyuncular: David Niven (Peter Carter), Kim Hunter (June), Roger Livesey (Dr. Frank Reeves), Marius Goring (71 Nolu Yönetici), Abraham Sofaer (Hakim), Raymond Massey (Abraham Farlan); 1946 İngiltere yapımı, 104 dakika, siyah-beyaz.

28 Nisan 2010 Çarşamba

Kaldırım Serçesi

IMDB: 7.6
Allmovie: 4/5 yıldız
Rotten Tomatoes: % 74
Manalı Filmler puanı: 7.1

Kaç kez ölmüş bu kadın?

Kaç kez tekrar doğmuş?

Küllerinden?

Şarkılarla?...

Hayatı iniş çıkışlarla dolu Edith Piaf’ın, kim bilir kaç kez en tepeye çıkmış, en dibe inmiş. Yoğun yaşamış, derin derin solumuş hayatı, neşenin de acının da en ileri topraklarında dolaşmış. Başka yer bilmemiş sanki, hep “en uçta” kalmış…

Çok sevdiği birinin ölümü gibi büyük acılarla hayata küsmüş örneğin, bir şarkıya tutunarak ayağa kalkmış. Genellikle, ilk kez duyduğu, çok sevdiği bir yeni şarkıyı söyleyebilmek için hayata dönmüş.

Bir kez daha, bir sonraki yıkıma değin...

“Kaldırım Serçesi” sesinde olanca keder yüklü o kadını iyi tanıtıyor.

Ne acayip muammadır ki koskoca Fransız sineması bugüne değin dört başı mamur bir filmini yapamamış Piaf’ın, Marcel’le aşkına odaklanan bir Claude Lelouch filmi dışında sadece 2 TV filmi var “Serçe”yi anlatan. Daha da acayibi, Fransız kültürünün doruk noktasındaki bu kadının bu biyografisi de ne Piaf’a, ne de ülkesinin sinemasına yakışır seviyede olabilmiş.

Filmografisinde henüz çarpıcı bir eser bulunmayan Olivier Dahan, hem yönetmenlikte, hem senaryoda yetersiz kalmış. Piaf’ın yaşamından seçtiği sahneleri temel bir hatta oturtamamış, senaryo kurgusunda dengeyi sağlayamamış, filmin gereksiz yere karışık olmasına yol açmış. O kadar ki, Piaf’ın kiminle ne zaman evlendiği bile anlaşılamıyor. Sıradan bir şarkıcı filmine yakışabilecek bazı sahneler var filmde, ama örneğin Piaf’ın 2. Dünya Savaşı’nda Direniş’e yaptığı yardımlar, esir kamplarından Fransız mahkumları kaçırması vs yok… Görüntü yönetmeni Tetsuo Nagata’nın (“Blueberry”) çalışması o kadar başarılı ki, örneğin birkaç yerde birden kullanılan uzun steadikam planlarının temelde mizansen sorunu olduğu, yani Dahan’dan kaynaklandığı anlaşılıyor. Bu tür görsel unsurlar ve genel olarak müzik kullanımı, eserin ruhunu zedelemiş.

Bu olumsuzluklara rağmen film Piaf’ı iyi tanıtmakta başarılı olmasını Cotillard’a borçlu… Dahan’ın mesafeli kaldığı şarkıcıya bu genç oyuncu korkusuz yaklaşabilmiş, onu anlayabilmiş, Edith Piaf olabilmiş. Piaf denince akla gelen o kederi o kadar iyi yansıtıyor ki, neredeyse belli başlı tüm oyunculuk ödüllerini alması şaşırtıcı değil.

Cotillard sayesinde Piaf’a nüfuz etmek mümkün olabiliyor. O kadın ki çocukluğu bir genelevde ve bir sirkte geçmiş, genç kızlığında sokaklarda avuç açıp şarkılar söylemiş, ama sonra dünya çapında üne, başarı ve servete kavuşmuş, fakat bir deniz kıyısında tek başına oturmuş örgü örmekte huzur bulan biri, bir acayip adem kızı… Bir şarkısında dediği gibi: “Ben bir liman kızıyım / sokaklarda bir gölge”…

Ödülleri:
En İyi Kadın Oyuncu ve Makyaj dallarında Oskar; En İyi Kostüm dalında Oskar adaylığı
En İyi Kadın Oyuncu dalında Altın Küre
En İyi Kadın Oyuncu, Görüntü Yönetmeni, Kostüm, Yapım Tasarım ve Ses dallarında César; En İyi Film, Yönetmen, Senaryo, Kurgu, Yardımcı Erkek Oyuncu (Pascal Greggory) ve Yardımcı Kadın Oyuncu (Sylvie Testud) dallarında César adaylığı
En İyi En İyi Film, Yönetmen, Kadın Oyuncu ve Makyaj dallarında Avrupa Sinema Ödülü adaylığı
Ayrıca 23 ödül ve 22 adaylık

Seçme diyaloglar:
Doktor: “Bu konseri iptal etmeliydiniz Bayan Piaf. Hayatınızla oynuyorsunuz.”
Edith Piaf: “Ne olmuş. Bir şeylerle oynamak lazım.”

Amerikalı gazeteci: "Bir kadına ne öğütlersiniz?"
Edith Piaf: "Sevmesini".
Amerikalı gazeteci: "Bir genç kıza?"
Edith Piaf: "Sevmesini".
Amerikalı gazeteci: "Bir çocuğa?"
Edith Piaf: "Sevmesini".

Edith Piaf (şarkı sözü): “Hayır, hiçbir şeyden.
Hayır, hiçbir şeyden pişman değilim.
Ne bana yapılan iyilikten, ne de kötülükten...
Hepsi bir benim için...

Hayır, hiçbir şeyden.
Hayır, hiçbir şeyden pişman değilim.
Ödendi, süpürüldü.
Unutuldu.
Geçmiş umurumda değil.
Hatıralarımla ateş yaktım.
Kederlerime, zevklerime artık ihtiyacım yok.
Aşklarımı süpürün ve tüm heyecanlarını.
Sonsuza dek süpürün
Sıfırdan başlıyorum ben.

Hayır, hiçbir şeyden.
Hayır, hiçbir şeyden pişman değilim.
Ne bana yapılan iyilikten, ne de kötülükten...
Hepsi bir benim için...

Hayır, hiçbir şeyden.
Hayır, hiçbir şeyden pişman değilim.
Çünkü hayatım
Çünkü sevinçlerim
Bugün seninle başlıyor.”

Kaldırım Serçesi / La Vie en Rose / La môme
Yönetmen: Olivier Dahan; Senaryo: Olivier Dahan, Isabelle Sobelman; Yapımcı: Alain Goldman; Oyuncular: Marion Cotillard (Edith Piaf), Sylvie Testud (Mômone), Pascal Greggory (Louis Barrier), Emmanuelle Seigner (Titine), Jean-Paul Rouve (Louis Gassion), Gérard Depardieu (Louis Leplée), Clotilde Courau (Anetta), Jean-Pierre Martins (Marcel Cerdan); 2007 Fransa, İngiltere, Çek Cumhuriyeti yapımı; 140 dakika; Gösterim tarihi: 3 Ağustos 2007; DVD firması: Kanal D Home Video