"Annem Nazilerin eline geçmeyeyim diye beni mahalledeki sinema salonuna yollardı. Orada zaman geçirdikçe içimde bir tutku büyümeye başladı çünkü sinema barbarlıktan uygarlığa yol almak için en uygun araçtır.”
Claude Lelouch
"Savaş hepimizi çok kötü yaraladı. Fakat savaşın en kötü tarafı insanların aç kalması, kaçmak zorunda kalmaları, hatta bizleri öldürmeleri bile değildir. Savaşın en kötü tarafı, ideallerimizi unutturmasıdır... Çünkü idealleri olmayan insan, hiçbir şeydir."
“Pa Negre” filminden
"Hepsinin amacı eğlendirmektir ama benim inandığım film türü bir adım daha ötededir: İzleyiciyi kendi vicdanını incelemeye zorlar, düşünmeyi teşvik eder ve ilham verir”
Sidney Lumet
"Kendi kalbine bakamayanın yaşamı bulanıktır; kendi yüreğine bakabilme cesareti gösterenler gönlünün muradını keşfedenlerdir. Dışarıya bakan rüya görür, hayal dünyasında kaybolur. İçeriye bakan uyanır, kendini keşfeder."
Dr. Carl Gustav Jung
"Kendime şunu sordum: kutsal ruh ne demek? Belki aşktır. Herkesi o kadar çok seviyorum ki, bazen patlayacak kadar şişiyorum. Belki günah veya erdem diye bir şey yoktur; bunlar sadece insanların yaptıklarıdır. İnsanların yaptıkları bazı şeyler iyidir ve bazıları da iyi değildir. Ve kimsenin bundan fazlasını söylemeye hakkı yoktur."
Casy ("Gazap Üzümleri" filminden)
"Sevginin gücü, güce olan sevgiyi yendiğinde, dünya barışı tanıyacak."
Jimi Hendrix
"Kim ne derse desin anlatılar daha çocukluklarını yaşıyorlar. Ama kendimizi ve bütün insanlığı içinde bulabileceğiniz, çoşkunluk verici aynalardır onlar. Büyük bir büyünün birikmiş gücü gizlidir onlarda, geleceğimiz üstüne, kendimiz üstüne düşünmek için araçlardır"
Federico Fellini (Taner Ay'ın "Becerikli Bozguncu" kitabından)
“Beni gerçekten ilgilendirenler toplumun dışladığı kişiler. Psikolojik, duygusal veya fiziksel olarak toplum dışı olmayan insanlar, mesela kahvaltılık satmak için uygunlar, ama filmlere malzeme olamazlar. Bir toplum hangi açılardan başarısız olduğunu anlamak istiyorsa tutunamayanlara dikkat edecek kadar akıllı olmalı.”
Arthur Penn
"Hayatı bir hindistancevizi olarak düşünmeye çalış: Dıştan sert görünür. Uygun alet edevatın veya bilgeliğin yoksa işe yaramaz ve değersiz bir şeymiş gibi görünebilir. Ama nasıl açacağını bilirsen, içinde tatlı bir sıvı vardır. İşin sırrı, hindistancevizini kendine saklamamaktır. Nasıl açacağını öğrenince, hindistancevizini ondan yoksun biriyle paylaşırsın. Ve o zaman mutluluğun ne olduğunu anlarsın.
Dagus Kari'nin "The Good Heart / İyi Yürek" filminden
"Yeni Dalga yok, sadece deniz var"
Claude Chabrol
"İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir."
Mevlana
"Tüm bu düzensizlik içinde gizli bir düzen vardır"
Carl Gustav Jung
"Filmlerimdeki karakterler dürüst yaşar ve kendilerine verilen hayatı değerlendirmeye çalışırlar. İnsanların dürüst yaşamaları ve tam potansiyellerine erişmeleri gerektiğine inanıyorum. Bunu yapabilenler gerçek kahramanlardır."
Akira Kurosawa
"Her film, şu ya da bu şekilde, gerçeklikle yüz yüze gelmektir."
Vincent Ward
"Kamera bir şairin kafasındaki bir göze dönüşmedikçe bir film güzel olamaz."
Orson Welles
"Bir filmi ikinci kez seyretmek aslında ilk kez seyretmektir. Başından sonuna kadar ne kadar güzel kurgulandığını anlayabilmek için sonunu bilmeniz gerekir."
David Gilmour ("Film Kulübü" romanından)
Bugün dünyadaki başka bir kıymetli günümüz. Öyleyse tüm negatif ve yıkıcı düşünceleri kaldırıp atalım ve dönüp kendimize sevgiyle bakalım.
Peter Dunning ("Safe" filminden)
Sevgisiz adalet olamaz
Sidney Lumet
Biz düşüncelerimizin ürünüyüz. Bir insan kötü niyetle konuşur veya davranırsa acı onu takip eder. Bir insan temiz niyetle konuşur veya davranırsa mutluluk onu takip eder, hiç peşinden ayrılmayan bir gölge gibi...
Buda
Yapılan her silah, denize indirilen her savaş gemisi, ateşlenen her roket, karnı guruldayanlardan ve soğukta çıplak yatanlardan çalmak anlamına gelir.
Dwight D. Eisenhower
Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür...
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür...
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür...
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür...
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür...
Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür...
Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür...
Gandi
İyiyle kötü arasındaki mücadele insanoğlu yeryüzünde var oldukça sürecektir. İnsanoğlu ne yapıp edip karşı kıyıya geçmelidir. Deniz suyu kötü, kayık ve kürekler iyidir. Neye layıksan onun için çek kürekleri, başaracaksın. Kürekleri bırakırsan yok olursun. İnsan bunca uzun zamandır var olmasına rağmen hala en önemli şey olan, varlığının anlamı konusunda emin değildir; şaşırtıcı olan budur işte.
Tarkovski, "Zaman Zaman İçinde"
28 Mayıs 2010 Cuma
Filmlerin ektiği tohum…
("Pa Negre / Black Bread" filminden bir kare)Yinelemek istiyorum: En manalı film, seyircisine en çok bilgi ileten, özellikle de aktardığı bilgilerle bilinçlenmesine katkı sağlayan filmdir...
Bu ifade sinema sanatının ölçüleriyle çelişmez. Başyapıt olarak kabul edilen, genelde çok beğenilen ve önemli bulunan eserler, yani Welles, Kurosawa, Bergman, Spielberg gibi büyük ustaların filmleri zaten çok manalıdırlar. Aslına bakarsanız, fotoğrafları yan yana sıralayarak bir hikaye anlatırken, aynı zamanda insani durum ve duyguların işlenebileceğini ve hayata dair temel kavramların tartışılabileceğini insanlığa zaten büyük yönetmenler öğretmiştir.
Büyük ustaların insanlığa armağan ettiği bir şey daha var: Yan yana akan fotoğrafların sıralanışı (kurgu) başta olmak üzere, ışık, kadraj vb sinemasal öğelerin farklı veya daha derin anlamlar yaratmakta kullanılabileceği…
Bu nokta çok ilginç ve önemlidir çünkü anlamın bu seviyesi sadece filmin senaryosu incelenerek anlaşılamaz... Film diliyle oluşturulan bu anlam, senaryoyu güçlendirebilir, genel olarak öykünün anlattıklarını veya diyaloglarda aktarılan bilgileri destekleyebilir, ama onlardan bağımsız veya karşıt da olabilir. Film analizi denen uğraş bu nedenle vardır, analistler sinema diline ait öğeleri inceler, filmin “satır aralarını” okur, ortalama seyircinin göremediği bu bilgileri meraklısına anlatırlar.
Bu blogda ele aldığımız her filmin analizini yapmak imkansız, açıkçası ülkemizde bu kadar geniş hacimli bir uğraşın muhatabı olabilecek bir okur kitlesi olduğundan da şüpheliyim, ne de olsa film analizi, eğitilmiş veya eğitilmeyi arzu eden gözlere hitap eden bir iştir… Ortalama seyirci/okur, yani “eğitilmemiş göz” ise –bilimsel araştırmaların da kanıtladığı gibi- filmde olup bitenlerin yaklaşık %10-30’unu kaçırır, yani hiç gör(e)mez… Gördüklerinin ise sadece bir kısmını analiz edebilir, içerdikleri bilginin küçük bir bölümünü bilinçli olarak alabilir, gerisini kaçırır (Bilimsel araştırmalar, bu söylediğimin hayat için de geçerli olduğunu doğruluyor).
Manalı Filmler’in hedeflerinden biri bu: Daha fazla öğrenmeyi arzulayan kişilere belli filmleri işaret etmek, onları izlemeye seyirci/okuru teşvik etmek…
Çünkü aslolan izlemektir, filmlerin bize ayna tutmasına izin vermek, bilinçli olarak alamadığımız bilginin de bünyemize nüfuz etmesine imkan sağlamak…
Tohumun önce ekilmesi lazım ki, gelişsin, çiçek açsın, meyve versin…
Manalı Filmler kendince bir ansiklopedi oluşturmayı da hedefliyor. Filmler biriktikçe, yazıların altında yer alan etiketler daha fazla işe yarayacak, meraklısı, diyelim ki “örnek kişilik” veya “mutluluk” kelimelerini tıkladığında o temanın işlendiği filmleri topluca görebilecek, işine yarayacağını düşündüğü eserleri kolayca seçebilecek.
Bu hedeflere ulaşabilmek amacıyla kapsamı geniş tutmayı uygun buldum, özellikle “küçük filmlere” dikkat çekmeye çalıştım. Örneğin “School Of Life / Hayat Okulu”na öncelik verdim, çünkü o film “Dead Poets Society / Ölü Ozanlar Derneği” kadar yaygın tanınmıyor.
Ayrıca bu tercih Manalı Filmler’in asal amaçlarından biriyle yakında ilgili: Mümkün olduğunca çok kişiyi, her filmin önemli olabileceğine ikna etmek… Ortalama seyirci, şaşaadan, abartılı reklam kampanyalarından, büyük ödüllerden çok etkilenir, bunlardan yoksun filmleri küçümseme eğilimindedir. Oysa özellikle başyapıt olmayan, kendi halinde, iddiasız eserler içinde büyük öğretmenler vardır.
Tüm bunlardan sonra belli ki, haliyle, geniş sulara da açılıp film okuma eylemi üzerinde duracak, konuyla ilgili araştırmalardan, bilimsel deneylerden söz edeceğiz. Ama buna zaman var, henüz yola çıkıyoruz, hele maceramız biraz ilerlesin, ilk cümlemiz bir süre semada yankılansın: “Film deyip geçme”…
Gandhi
IMDB puanı: 8.2 (167. sırada)Allmovieguide: 5 tam yıldız
Rottentomatoes: %85
Manalı Filmler puanı: 10
Henüz görmediyseniz hemen bu filmi izlemenizi öneririm, kendinize yapabileceğiniz en büyük iyiliklerden biri olur bu…
Çünkü bu film, ilgili her kategorinin en başarılı eserlerinden biri.
Öncelikle çok iyi bir yaşam öyküsü filmi; gençliğinden başlayarak yaklaşık 40 yıl boyunca Gandi’nin hayatının en önemli olaylarını başarıyla canlandırıyor, ünlü liderin kişiliğini, dönüşümünü, düşüncelerini, ailesine ve ülkesine bağlılığını ustalıkla işliyor.
İkincisi bu, müthiş bir politik film; İngiltere’nin emperyalist yaklaşımını çok iyi deşifre ediyor, kendilerinden başkasının “tuz çıkarmasını” yasaklamış olmaları gibi inanılması zor olguların üzerinde yeterince duruyor, Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesini akıllıca işliyor. Filmin bu yönünden öğrenilebilecek çok şey var.
Üçüncüsü “Gandhi”, muhteşem bir spiritüel film. Mahatma’nın alçakgönüllülüğünü, insan sevgisini, birlik bilincini, şiddet karşıtlığını, en zor anlarda bile içsel gücünü yitirmemesini izlemek, insana ilham veriyor.
Gandi’nin çevresindekilerle ve ulusuyla ilişkisi de çok ilginç: Asıl adı Mohandas olduğu halde, biraz ünlenip sevilmeye başlanınca insanlar kendiliklerinden “bapu” (baba) demeye başlıyorlar ona, ardından ünlü Hint şairi Tagore’nin önerisiyle “mahatma”, yani “büyük ruh” oluyor ismi.
Gandi o kadar müthiş biri ki, önerdiği yürüyüşlerden birinde galeyana gelen taraftarları bir polis öldürdüklerinde hemen açlık grevine başlıyor, “Birileri ölecekse ben öleyim” babında. Ve halk onu o kadar çok seviyor ki, şiddet eylemleri, kavgalar duruyor, o ölmesin diye (Oysa tek bir olayda İngilizler tam 1516 Hintliyi katletmişlerdir)…
Gandi sadece, şairin dediği gibi “onurunu zulmün önünde dimdik tutan” biri değil, aynı zamanda inanılmaz sevgi dolu, hümanist, yumuşak ve zarif bir adam.
“Keşke tanışma şansına erişseydim” diyebileceğiniz türden biri…
Meraklısına:
Ülkemizde filmin tek ve çift DVD’li iki ayrı versiyonu satışta, Blueray’i de bulunuyor.
İleri okuma için:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Mohandas_Karamçand_Gandi (Türkçe)
http://www.lucidcafe.com/library/95oct/mkgandhi.html (ingilizce)
(her iki sayfada da başka sitelere bağlantı veriliyor)
http://www.mkgandhi.org/main.htm (ingilizce)
Ödülleri:
En İyi Film, Yönetmen, Senaryo, Erkek Oyuncu, Sanat Yönetmeni, Görüntü Yönetmeni, Kurgu ve Kostüm Oskarı; En İyi Müzik, Ses ve Makyaj dallarında Oskar adaylığı
En İyi Yabancı Film, Yönetmen, Senaryo, Erkek Oyuncu ve Yılın Yeni Yıldızı (Kingsley) dallarında Altın Küre Ödülü
En İyi Senaryo, Görüntü Yönetmeni, Müzik, Kostüm, Yapım Tasarım, Kurgu, Ses, Makyaj, Yardımcı Erkek Oyuncu (Edward Fox ve Roshan Seth) ve Yardımcı Kadın Oyuncu (Margaret Bourke-White) dallarında BAFTA adaylığı
En İyi Yabancı Film dalında Japon Sinema Akademisi Ödülü
Ayrıca 20 ödül ve 2 adaylık
Seçme diyaloglar:
Gandi: “Umutsuzluğa kapıldığımda gerçeğin ve sevginin hep kazandığını anımsıyorum. Zalimler ve katiller yenilmez görünebilirler ama sonunda hep kaybederler.”
Gandi: “Göze göz ilkesi tüm dünyayı kör eder.”
Nahari: “Cehenneme gideceğim. Bir çocuğu öldürdüm. Kafasını duvara çarptım.”
Gandi: “Neden?”
Nahari: “Çünkü oğlumu öldürdüler. Müslümanlar oğlumu öldürdü!”
Gandi: “Cehennemden öte bir yol biliyorum. Bir çocuk bul, annesi babası öldürülmüş olsun ve onu kendi oğlun gibi büyüt. Müslüman olsun ve onu bir Müslüman olarak yetiştir.”
Muhabir Vince Walker: “Batı uygarlığının ahlaki üstünlüğü bugün burada yok oldu.”
Gandi (Yolunu kesip Müslümanlarla görüşmemesini söyleyen kalabalığa) “Ne yapmamı istiyorsunuz? Bay Jinnah’la görüşmeyeyim mi? Ben bir Müslümanım, Hintliyim, Hıristiyan ve Yahudiyim… Siz de öylesiniz. O bayrakları sallayıp bağırdıkça kardeşlerinizin yüreğine korku salıyorsunuz. Benim istediğim Hindistan bu değil. Allah aşkına bir son verin buna.”
Brigadier: “Herhalde Hindistan’dan kendi kendimize çekip gideceğimizi düşünmüyorsunuz?”
Gandi: “Gideceksiniz. Çünkü 100 bin İngiliz, 350 milyon Hintli’yi yönetemez, eğer Hintliler işbirliği yapmazlarsa.”
Vince Walker: “Hırslı birisiniz Bay Gandi.”
Gandi: “Umarım değilimdir.”
Edward R. Murrow (Gandi'nin cenazesinde): “Hep yaşadığı gibi öldü: Serveti, malı-mülkü, resmi bir unvanı veya ofisi olmaksızın… Mahatma Gandi büyük orduların komutanı, uçsuz bucaksız toprakların yöneticisi değildi. Böbürlenebileceği bilimsel başarıları veya sanatsal yeteneği yoktu. Buna rağmen tüm dünyadan hükümetler ve liderler, ülkesini özgürlüğe kavuşturan bu ufak tefek esmer adama saygılarını sunmak için ellerini birleştirdiler. Papa Pius, Canterbury Başpiskoposu, Başkan Truman, Chiang Kai-shek, Rus Dışişleri Bakanı, Fransa Cumhurbaşkanı… yas tutan milyonlar arasında. ABD Dışişleri Bakanı General George C. Marshall’ın dediği gibi: ‘Mahatma Gandi insanlığın vicdanının sesi oldu, tevazu ve gerçeği imparatorluklardan daha güçlü kıldı.’ Ve Albert Einstein ekliyor: ‘Gelecek kuşaklar böyle bir insanın dünyada var olduğuna inanmakta güçlük çekecekler.’”
Gandhi
Yapımcı ve yönetmen: Richard Attenborough
Senaryo: John Briley
Oyuncular: Ben Kingsley (Mohandas K. Gandi), Candice Bergen (Margaret Bourke-White), Edward Fox (Gen. Reginald Dyer), John Gielgud (Lord Irwin), Martin Sheen (Vince Walker), Saeed Jaffrey (Sardar Valabhhai Patel), Geraldine James (Mirabehn), Alyque Padamsee (Mohammed Ali Jinnah), Roshan Seth (Pandit Jawaharlal Nehru)
1982 İngiltere, Hindistan ortak yapımı, 191 dakika
Gösterim tarihi: Temmuz 1991
DVD firması: Tiglon / Sony Pictures Home Entertainment.
Etiketler:
anti-emperyalist,
biyografi,
epik dram,
Hindistan,
ilham veren film,
İngiltere,
insancıl,
Mahatma Gandi,
örnek kişilik,
pırlanta kalpli karakter,
spiritüel,
şiddet karşıtı,
tarihi film
25 Mayıs 2010 Salı
Michael


IMDB: 5.5
All Movie: 2/5 yıldız
Rotten Tomatoes: % 36
Manalı Filmler: 7.5
Sinema sinema olalı böyle melek görmedi…
Bu filmde Mikail, zincirleme sigara içen, kahvesine şeker dolduran, gerektiğinde yumruklarını konuşturan ve kadınlara bayılan biri. Pardon bir melek. Yani: Melek deyince akla gelen şeylerin neredeyse tamamının tam tersi…
Ucuz, sansasyonel bir gazetede çalışan Huey, Dorothy ve Frank, bir okur mektubundan hareketle, bir melek hakkında haber yapmak üzere yola koyulurlar. Mikail onlara dünyaya sınırlı sayıda ziyaret yapılabildiğini ve bunun kendisinin son hakkı olduğunu, bu nedenle doyasıya “yaşamak” istediğini açıklayınca, onu Şikago’ya götürmeye karar verirler. Yolda türlü çeşitli maceralar yaşayacak, sonunda üçü de meleklere inanmaya başlayacaklardır…
Ephron’un filmi yer yer eğlenceli, hoş bir seyirlik. En temel sorunu senaryosunun gerektiği kadar güçlü olmayışı. Yine de keyifli zaman geçirmek isteyenlere ve fantastik mevzulara meraklı olanlara önerilebilir.
Seçme replikler:
Michael: “Hatırlasanıza, John ve Paul ne demişti?”
Frank: “Havariler mi?”
Michael: “Hayır, Beatles… Tek ihtiyacınız sevgi.”
Michael: “Ben o tür bir melek değilim.”
Michael: “Gülmeyi öğrenmen lazım, gerçek sevgiye giden yoldur.”
Michael
Yönetmen: Nora
Ephron; Senaryo: Nora
Ephron, Delia Ephron, Peter Dexter, Jim Quinlan (Dexter ve Quinlan’ın
öyküsünden); Yapımcılar: Sean
Daniel, Nora Ephron, James Jacks; Oyuncular: John
Travolta (Michael) , Andie MacDowell (Dorothy), William Hurt (Frank), Bob
Hoskins (Vartan), Robert Pastorelli (Huey);
1996 ABD yapımı, 105 dakika; Gösterim
tarihi: 21
Mart 1997; DVD
firması: Palermo.
Neşeli Ayaklar
IMDB: 6.7All Movie: 3/5 yıldız
Rotten Tomatoes: % 74
Manalı Filmler puanı: 8.0
Son yılların en iyi animasyonlarından biri… Zekice yazılmış, hayli komik ve eğlenceli. 5 yaşından büyük çocuklar da, yetişkinler de keyif alarak izleyebiliyor (tecrübeyle sabit).
İmparator penguenlerin dünyasında şarkı söylemek çok önemlidir çünkü Kalbe Seslenen Şarkı’larını söyleyerek eş bulurlar. Baş kahramanımız zavallı Mumble ise şan yeteneğinden hiç nasibini almamıştır, ama mükemmel dans etmektedir ki bu yetenek penguenler açısından tümüyle değersizdir… “Penguen gibi olmayan” davranışları yüzünden sürülen Mumble, hiç beklemediği maceralar yaşarken, herkesin kendine özgü yetenekleri olduğunu ve bunların bir nedenle kişiye verildiğini öğrenecektir…
Küçük izleyicilere anlamlı mesajlar veren, kayda değer hayat dersleri içeren, şık, gösterişli, çok iyi yapılmış bir film. Şarkılar ve danslar insanın başını döndürüyor… Dublajlı izlemek de çok keyifli, orijinalinde ise inanılmaz bir seslendirme kadrosu var ki, çoğu oyuncu şarkıları da kendisi seslendiriyor…
Meraklısına: Animasyon olmayan bölümler de içeren, animasyon Oskarı kazanan ilk film…
Ödülleri:
En İyi Uzun Metrajlı Animasyon dalında Oskar kazandı.
En İyi Özgün Şarkı dalında Altın Küre ödülüne değer görüldü.
Amerikan Bilimkurgu, Fantezi, Korku Filmleri Akademisi’nce En İyi Animasyon dalında Saturn Ödülü’ne aday gösterildi.
Ayrıca 11 ödül ve 15 adaylık…
Neşeli Ayaklar / Happy Feet
Yönetmen: George Miller; Senaryo: Warren Coleman, John Collee, George Miller, Judy Morris; Yapımcılar: Bill Miller, George Miller, Doug Mitchell; Seslendirenler: Elijah Wood (Mumble), Robin Williams (Ramon / Lovelace), Brittany Murphy (Gloria), Hugh Jackman (Memphis), Nicole Kidman (Norma Jean), Carlos Alazraqui (Nestor), Lombardo Boyar (Raul), Jeffrey Garcia (Rinaldo); 2006 Avusturalya, ABD ortak yapımı, 108 dakika; Gösterim tarihi: 26 Ocak 2007; DVD firması: Tiglon / Warner Home Video.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)