Alıntı

Toplumsal hayat bizi doğadan kopardı, onunla yeniden bütünleşmek zorundayız. “Ağaca sarılan hippi” imajını kastetmiyorum, onda yanlış bir şey yok da, demek istediğim, bir psikolojik ve ruhsal evrimin çok gerektiği. Şimdiki hayat tarzımızla ilgili en büyük sorunun ruhsallık eksikliği olduğunu düşünüyorum…

Julian Goldberger ("Şahin"in yönetmeni)

ölüm döşeği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ölüm döşeği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül 2011 Cuma

Sessizlik

IMDb: 7.9
Rotten Tomatoes: % 92
Manalı Filmler: 9.0

Bergman sinema tarihinin en önemli yönetmenlerinden biri. En İyi Yabancı Film Oskarını tam 3 kez kazandı, ayrıca 9 Oskar adaylığı var. 5 kez Altın Palmiye için yarıştı, 1997’de “Palmiyelerin Palmiyesi” ödülüne değer görüldü. “Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Film” seçmesinde 10 filmiyle yer aldı.

Steven Spielberg şöyle demişti: “Ona her zaman imrendim. Keşke onun kadar büyük bir sinemacı olabilseydim, ama bu imkansız. Ondaki sinema aşkı bana vicdan azabı yaşatır”.

O aşk Bergman’da öylesine yoğundur ki, filmlerini adeta elle tutulabilir bir sinema duygusuyla donatır, açıklanamaz bir çekicilik verir onlara. Sinemanın çok az sayıdaki gerçek büyücülerindendir o.

Büyük ustanın bu özelliklerini en çok yansıtan filmlerinden biridir “Sessizlik”. Önemli bölümü bir otelde, 3-4 kişi arasında geçen bir filmin, yapıldıktan 50 yıl sonra da sinema tarihinin en başarılı eserleri arasında kabul edilmesi, sadece Bergman adıyla açıklanabilir.

Güçlü bir filmdir “Sessizlik”. Genelinde iletişimsizlik, Anna’nın ablasına bakışlarında nefret ve kayıtsızlık ve örneğin Esther’in hastalığının nüksettiği sahnede ölüm korkusu çok yoğundur.

Zaten Bergman filmleri, aynı zamanda felsefi yönleriyle ünlüdür. Eserlerinin çoğunda varoluşa dair sorunları, iletişimsizlik, yalnızlık gibi meseleleri ve tabii ki inanç ve ölümü irdelemiştir.

Film ilk planda görülen ana temasını (iletişimsizlik) çeşitli biçimlerde irdeler: İki kız kardeş (Anna ve Esther) yabancı bir kentte iki gün kalırlar. Birbirlerinin dilini bilmedikleri için Anna ve sevgilisi olan garson cinsellik, Anna’nın oğlu Johan ile cüceler oyun, Esther ile otel görevlisi ise işaret diliyle anlaşırlar (Tüm bu insanlar içinde en az anlaşabilenler, aynı dili konuşanlardır). Müzik, fotoğraf, sinema ve gösteri sanatları da bir iletişim aracı olarak kullanılır.

Anna ile Esther’in çocukluklarından kalma ciddi meseleleri vardır, artık iletişim zeminini bile yitirmişlerdir. Yaşama arzuları da yok olmuştur. Daha dışa dönük olmasına rağmen Anna, çevresindeki dünyada sadece cinsellik arar. Aydın bir kişilik olmasına rağmen Esther de bulundukları kenti merak etmez, gezip tanımaya çalışmaz. Dış dünyayla, kendi iç dünyalarıyla ve diğer insanlarla iletişim kuramayan, buna çabalamayı bile bırakmış bu iki kadın aslında –yönetmenin ülkesi- İsveç’in simgesidirler; filmin daha az fark edilen temalarından biri modern yaşam eleştirisidir. Kente giren tanklar, o uygarlığın sonuna ilişkin bir öngörüdür.

Johan’ın otelde tanıştığı cücelerin yedi tane oluşu, ise ünlü masalı düşündürür: Ne Esther’de, ne de Anna’da o saflık kalmıştır, zihinleri kadar ruhları da kirlidir.

Filmin adıyla kastedilense, iki kız kardeş arasındaki iletişimsizlik değildir sadece, Tanrı’nın sessizliğidir. “The Seventh Seal / Yedinci Mühür” gibi filmlerinde de aynı temayı işleyen Bergman’ın ünlü “inanç üçlemesi”nin son halkasıdır bu film; Tanrı’nın var olup olmadığı tartışılmaz artık, sessiz, acılı bir kabulleniş noktasına varılmıştır.

İki kardeş, aynı kişiliğin iki yönüdür aslında. Anna, hasta ablasını otel odasında bırakıp gider, içe dönük ve entelektüel kimliğin ölüme terk edilişidir bu. Anne ile oğulun neyi geride bıraktıklarını, Esther’in yeğenine verdiği mektuptaki kelime anlatır: “Ruh”.

Aklın susuşu. Umutsuzluk.

Sessizlik.

Meraklısına:
Üçlemenin diğer filmleri, “Aynanın İçinden" ve “Kış Işığı”nın da videoları piyasada bulunuyor.

Filmin senaryosu da ülkemizde yayımlandı.

Ödülleri:
3 ödül ve 1 adaylık.

Açık Gazete, 26 Ağustos 2011

Tystnaden / The Silence / Sessizlik
Senaryo ve yönetim: Ingmar Bergman
Yapımcı: Allan Ekelund
Oyuncular: Ingrid Thulin (Ester), Gunnel Lindblom (Anna), Birger Malmsten (garson), Håkan Jahnberg (otel görevlisi), Jörgen Lindström (Johan)
1963 İsveç yapımı, 96 dakika, siyah beyaz
DVD firması: Tiglon / Bir Film

28 Nisan 2010 Çarşamba

Kaldırım Serçesi

IMDB: 7.6
Allmovie: 4/5 yıldız
Rotten Tomatoes: % 74
Manalı Filmler puanı: 7.1

Kaç kez ölmüş bu kadın?

Kaç kez tekrar doğmuş?

Küllerinden?

Şarkılarla?...

Hayatı iniş çıkışlarla dolu Edith Piaf’ın, kim bilir kaç kez en tepeye çıkmış, en dibe inmiş. Yoğun yaşamış, derin derin solumuş hayatı, neşenin de acının da en ileri topraklarında dolaşmış. Başka yer bilmemiş sanki, hep “en uçta” kalmış…

Çok sevdiği birinin ölümü gibi büyük acılarla hayata küsmüş örneğin, bir şarkıya tutunarak ayağa kalkmış. Genellikle, ilk kez duyduğu, çok sevdiği bir yeni şarkıyı söyleyebilmek için hayata dönmüş.

Bir kez daha, bir sonraki yıkıma değin...

“Kaldırım Serçesi” sesinde olanca keder yüklü o kadını iyi tanıtıyor.

Ne acayip muammadır ki koskoca Fransız sineması bugüne değin dört başı mamur bir filmini yapamamış Piaf’ın, Marcel’le aşkına odaklanan bir Claude Lelouch filmi dışında sadece 2 TV filmi var “Serçe”yi anlatan. Daha da acayibi, Fransız kültürünün doruk noktasındaki bu kadının bu biyografisi de ne Piaf’a, ne de ülkesinin sinemasına yakışır seviyede olabilmiş.

Filmografisinde henüz çarpıcı bir eser bulunmayan Olivier Dahan, hem yönetmenlikte, hem senaryoda yetersiz kalmış. Piaf’ın yaşamından seçtiği sahneleri temel bir hatta oturtamamış, senaryo kurgusunda dengeyi sağlayamamış, filmin gereksiz yere karışık olmasına yol açmış. O kadar ki, Piaf’ın kiminle ne zaman evlendiği bile anlaşılamıyor. Sıradan bir şarkıcı filmine yakışabilecek bazı sahneler var filmde, ama örneğin Piaf’ın 2. Dünya Savaşı’nda Direniş’e yaptığı yardımlar, esir kamplarından Fransız mahkumları kaçırması vs yok… Görüntü yönetmeni Tetsuo Nagata’nın (“Blueberry”) çalışması o kadar başarılı ki, örneğin birkaç yerde birden kullanılan uzun steadikam planlarının temelde mizansen sorunu olduğu, yani Dahan’dan kaynaklandığı anlaşılıyor. Bu tür görsel unsurlar ve genel olarak müzik kullanımı, eserin ruhunu zedelemiş.

Bu olumsuzluklara rağmen film Piaf’ı iyi tanıtmakta başarılı olmasını Cotillard’a borçlu… Dahan’ın mesafeli kaldığı şarkıcıya bu genç oyuncu korkusuz yaklaşabilmiş, onu anlayabilmiş, Edith Piaf olabilmiş. Piaf denince akla gelen o kederi o kadar iyi yansıtıyor ki, neredeyse belli başlı tüm oyunculuk ödüllerini alması şaşırtıcı değil.

Cotillard sayesinde Piaf’a nüfuz etmek mümkün olabiliyor. O kadın ki çocukluğu bir genelevde ve bir sirkte geçmiş, genç kızlığında sokaklarda avuç açıp şarkılar söylemiş, ama sonra dünya çapında üne, başarı ve servete kavuşmuş, fakat bir deniz kıyısında tek başına oturmuş örgü örmekte huzur bulan biri, bir acayip adem kızı… Bir şarkısında dediği gibi: “Ben bir liman kızıyım / sokaklarda bir gölge”…

Ödülleri:
En İyi Kadın Oyuncu ve Makyaj dallarında Oskar; En İyi Kostüm dalında Oskar adaylığı
En İyi Kadın Oyuncu dalında Altın Küre
En İyi Kadın Oyuncu, Görüntü Yönetmeni, Kostüm, Yapım Tasarım ve Ses dallarında César; En İyi Film, Yönetmen, Senaryo, Kurgu, Yardımcı Erkek Oyuncu (Pascal Greggory) ve Yardımcı Kadın Oyuncu (Sylvie Testud) dallarında César adaylığı
En İyi En İyi Film, Yönetmen, Kadın Oyuncu ve Makyaj dallarında Avrupa Sinema Ödülü adaylığı
Ayrıca 23 ödül ve 22 adaylık

Seçme diyaloglar:
Doktor: “Bu konseri iptal etmeliydiniz Bayan Piaf. Hayatınızla oynuyorsunuz.”
Edith Piaf: “Ne olmuş. Bir şeylerle oynamak lazım.”

Amerikalı gazeteci: "Bir kadına ne öğütlersiniz?"
Edith Piaf: "Sevmesini".
Amerikalı gazeteci: "Bir genç kıza?"
Edith Piaf: "Sevmesini".
Amerikalı gazeteci: "Bir çocuğa?"
Edith Piaf: "Sevmesini".

Edith Piaf (şarkı sözü): “Hayır, hiçbir şeyden.
Hayır, hiçbir şeyden pişman değilim.
Ne bana yapılan iyilikten, ne de kötülükten...
Hepsi bir benim için...

Hayır, hiçbir şeyden.
Hayır, hiçbir şeyden pişman değilim.
Ödendi, süpürüldü.
Unutuldu.
Geçmiş umurumda değil.
Hatıralarımla ateş yaktım.
Kederlerime, zevklerime artık ihtiyacım yok.
Aşklarımı süpürün ve tüm heyecanlarını.
Sonsuza dek süpürün
Sıfırdan başlıyorum ben.

Hayır, hiçbir şeyden.
Hayır, hiçbir şeyden pişman değilim.
Ne bana yapılan iyilikten, ne de kötülükten...
Hepsi bir benim için...

Hayır, hiçbir şeyden.
Hayır, hiçbir şeyden pişman değilim.
Çünkü hayatım
Çünkü sevinçlerim
Bugün seninle başlıyor.”

Kaldırım Serçesi / La Vie en Rose / La môme
Yönetmen: Olivier Dahan; Senaryo: Olivier Dahan, Isabelle Sobelman; Yapımcı: Alain Goldman; Oyuncular: Marion Cotillard (Edith Piaf), Sylvie Testud (Mômone), Pascal Greggory (Louis Barrier), Emmanuelle Seigner (Titine), Jean-Paul Rouve (Louis Gassion), Gérard Depardieu (Louis Leplée), Clotilde Courau (Anetta), Jean-Pierre Martins (Marcel Cerdan); 2007 Fransa, İngiltere, Çek Cumhuriyeti yapımı; 140 dakika; Gösterim tarihi: 3 Ağustos 2007; DVD firması: Kanal D Home Video