Alıntı

Toplumsal hayat bizi doğadan kopardı, onunla yeniden bütünleşmek zorundayız. “Ağaca sarılan hippi” imajını kastetmiyorum, onda yanlış bir şey yok da, demek istediğim, bir psikolojik ve ruhsal evrimin çok gerektiği. Şimdiki hayat tarzımızla ilgili en büyük sorunun ruhsallık eksikliği olduğunu düşünüyorum…

Julian Goldberger ("Şahin"in yönetmeni)

telekinezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
telekinezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ekim 2016 Pazar

Stranger Things

Dizinin yaratıcılarının esin kaynakları bir hayli fazla, fakat zaten hiçbirini gizlemiyor, aksine çok sayıda gönderme ile selamlıyorlar. En çok ilgilendikleri kaynak ise bir zamanlar çok sevilen Stephen King romanları ve onlardan uyarlanan filmler…

Tamer Baran

IMDb: 9.0
Manalı Filmler: 9,5

Bu dönemin başka sevilen dizileri gibi “Stranger Things” de harika bir fikir üzerine kurulu: 1970 ve 80’lerin sevilen bazı filmlerinin tema ve atmosferini küçük ekrana taşımak, seyirciyi (en azından belli türde filmlere bayılanları) o döneme götürmek…

Dizinin yaratıcılarının esin kaynakları bir hayli fazla, fakat zaten hiçbirini gizlemiyor, aksine çok sayıda gönderme ile selamlıyorlar. En çok ilgilendikleri kaynak ise bir zamanlar çok sevilen Stephen King romanları ve onlardan uyarlanan filmler… Onun pek çok romanında rastladığımız türde karakterler, küçük kasaba yapısı, boşanmış aileler ve tabii ki telekinezi, telepati, CIA’in gizli deneyleri gibi temalar burada da var (Diziyi izlerken özellikle “Firestarter / Tepki” ve “Stand by Me / Benimle Kal”ı anımsadım. Ayrıca: Morg görevlisi “Kujo” romanını okuyor, 6. bölümde bir karakter yaşanılanları King romanlarına benzetiyor vs.)  

“Evil Dead / Kötü Ruh” esini sadece Jonathan’ın odasındaki posterden değil, bazı sahnelerin/buluşların tıpatıp benzemesinden de anlaşılıyor. Şerif Jim Hopper’ın adı ise “Predator” filminden geliyor. “The Thing / Şey” filminin afişi de birkaç kez görünüyor. Ki zaten filmin müzikleri Carpenter’ın çalışmalarını çok andırıyor.

Arkadaşım Kaan Ege’nin belirttiği gibi Spielberg filmleri bir başka önemli kaynak. Örneğin Hawkins ilçesinin güvenlik teşkilatı aynen “Jaws” filmindeki gibi giyiniyorlar. Fakat Spielberg bağlantısı daha geniş: Duffer Kardeşler’in başta “E. T.” Ve “Jurassic Park” olmak üzere, özellikle çocukların başrolde olduğu Spielberg filmlerini çok iyi etüt ettikleri belli.

Dizinin bu kadar beğenilmesini sadece atmosfer ve temalarına bağlamak tabii ki haksızlık olur. Başta David Harbour olmak üzere hemen tüm oyuncular (özellikle çocuklar) çok başarılı, reji ana akım sinemanın parlak bir örneği, teknik kalite ise çok üst seviyelerde…

Meraklısına:
IMDb’nin bildirdiğine göre The Duffer Brothers, King’in “It / O” romanını tekrar uyarlamak istemişler, reddedilince bu diziye çalışmaya başlamışlar.

3. bölümde, Şef Hopper kütüphanede araştırma yaparken MKULTRA projesinden söz ediliyor ki bu isim, CIA’in telekinezi vb zihin kontrolü araştırmalarını konu alan projenin gerçek adıymış.

Nancy karakterinin kostümü, saçı vs “Nightmare on Elm Street / Elm Sokağında Kâbus” filmindeki karakterle aynı imiş ki oradaki kızın adı da Nancy.

Stranger Things

Yaratıcılar: Duffer Kardeşler
Oyuncular: Winona Ryder (Joyce), David Harbour (Jim Hopper), Dacre Montgomery (Billy), Finn Wolfhard (Mike), Millie Bobby Brown (Eleven/Onbir)
2016 ABD yapımı, 55 dakika, ilk sezon: 8 bölüm.


9 Mart 2012 Cuma

Harika Çocuk

Bu iki karakter arasındaki en temel farklılık, Carrie’nin içindeki nefreti karşısındaki insanlara yöneltip toplu kıyıma girişmesi, Pudra’nınsa ona düşmanlık besleyenleri anlayıp bağışlaması. Çünkü Pudra insanların ta içini görebilmekte, herkesin kendisinin çok farklı olduğunu düşündüğünü, oysa hepimizin aslında aynı olduğumuzu bilmektedir

IMDB: 6,2
Rotten Tomatoes: %47
Manalı Filmler: 8,5

Victor Salva “Powder” ile Holivud’un bu dönem içinde bulunduğu kendini yenileme çabasının simgesi olabilecek denli ilginç bir yapıta imzasını atıyor.

Doğuma giderken annesine şimşek çarptığı için olağanüstü bir beyne ve insanüstü güçlere sahip olarak doğan Pudra’nın öyküsünü anlatan “Powder”, Brian De Palma-Stephen King işbirliğinin ürünü “Carrie” tarzı bir “anormal yeniyetmenin doğaüstü güçleri ve diğerlerine yaşattığı kabus” filmi olabilecek malzemeye sahip. Salva’nın getirdiği asıl yenilik de bu noktada beliriyor: Genç yönetmen, bilinen tipte bir gerilim filmi malzemesinden, kimi toplumsal meselelere de parmak basan, ama asıl bir marjinalin yalnızlığını anlatan bir film yaratıyor.

Pudra da Carrie kadar yalnız bir insan aslında; onun annesinden nefret ettiği gibi o da babasından nefret ediyor, herhangi bir topluluğa katılamıyor, çevresindekiler tarafından sürekli aşağılanıyor, yaşamının her dakikasında nefreti yaşıyor. Daha önemlisi gerilim-şiddet edebiyatındaki çoğu kötü adamın tersine Pudra da Carrie gibi doğaüstü güçlerinin ne kadar önemli ve değerli olduğunu bilmiyor, onları “numara” olarak adlandırıyor, çevresindekilerden sempati toplamak için bunlardan yararlanıyor.

Pudra’yla ilgilenen hiç olmazsa birkaç kişinin olması dışında bu iki karakter arasındaki en temel farklılık, Carrie’nin içindeki nefreti karşısındaki insanlara yöneltip toplu kıyıma girişmesi, Pudra’nınsa ona düşmanlık besleyenleri anlayıp bağışlaması. Çünkü Pudra insanların ta içini görebilmekte, herkesin kendisinin çok farklı olduğunu düşündüğünü, oysa hepimizin aslında aynı olduğumuzu bilmektedir.

Bu kimliğiyle Pudra modern bir İsa görünümüne bürünüyor. Anlayan ve bağışlayan, tokat atıldığında öteki yanağını çeviren bir İsa… Bu yüzden finalde, o da İsa gibi insanlar arasında tümüyle yalnız bırakılacak ve gökyüzüne yükselecektir.

Böylece Salva başta yarattığı karakter olmak üzere filmini üzerine inşa ettiği tüm öğeleriyle, şiddet filmlerinden sevgi filmlerine dönüşmeye çalışan Holivud’un seyirci kitlesiyle buluşabilecek değerde ürünlerinden birini yaratmış oluyor. Ona bilim adamı gözüyle bakan fizik öğretmeni Donald (“The Fly / Sinek” filminden beri bu tür bilimsel çalışmalara ilgisini yitirmemişe benzeyen Jeff Goldblum), karısının hastalığıyla ilgilenmesini isteyen Şerif Barnum, çocuğa bir tür anne şefkatiyle yaklaşan öğretmen Jessie gibi karakterlerle çevrelenen Pudra’nın bu insanların varlık ve yardımlarına karşın sürekli evine dönmekten söz etmesi, yeryüzünde yapamayıp gökyüzünü yeğlemesi, filmin tematik yöneliminin bu doğrultuda olduğunu gösteriyor. Eve el koyan bankanın Pudra’nın kitaplarını bile alması, Şerif’in karısının oğluyla kocası konuşmadıkları için ölememesi ve belki de en önemlisi, Pudra’nın av meraklısı şerif yardımcısına can çekişen yaralı geyiğin acısını yaşatması gibi yan öykücük ve öğeler de Salva’nın filmini ilginç ve önemli kılan unsurlar.

Fakat asıl başarı kuşkusuz, genel olarak doğaüstü güçlerden söz eden gerilim filmlerini andırsa da, ana çerçeveyi oluşturan öğeler bakımından filmin yenilikçi tavrı. Şapkası, komik giyimi, tuhaf konuşma ve davranışları, tek bir kılı bile olmayan vücudu ile Pudra, bir eşine rastlamadığımız ve kolay kolay unutulmayacak kadar güçlü, değişik bir karakter.

Salva’nın gerilim yaratmak ve korumakta ne kadar başarılı olduğunu kanıtlayan kimi sahneler (özellikle Pudra’nın sinirlendiği iki sahne) alabildiğine göz doldururken, Pudra rolünde Sean Patrick Flannery’nin yanı sıra, Lance Henriksen’in oyunu da göz okşayıcı. Fakat asıl sürpriz iyi bir oyuncu olarak bilinse de uzun süredir takdire şayan bir performansını izleyemediğimiz Jeff Goldblum’dan geliyor.

“Powder”ın asıl söylemeye çalıştığı şeyleri dile getiren en güzel sahne, Donald’la fizikten ve arkadaşlıktan konuştukları, Hoca’nın çocuğa dokunduğu bölüm. Doğrusu Holivud ürünü bir filmde, uzun süredir böyle dokunaklı bir sevgi sahnesi göremediğimiz için “Natural Born Killers / Katil Doğanlar”daki repliği anımsayıp duruyorduk: “Holivud öpüşmenin anlamını unuttu mu?..”

Sinema, Sayı: 22, Eylül 1996

Powder / Harika Çocuk
Senaryo ve yönetim: Victor Salva
Yapımcılar: Roger Birnbaum, Daniel Grodnik
Görüntü yönetmeni: Jerzy Zielinski
Müzik: Jerry Goldsmith
Kurgu: Dennis M. Hill
Oyuncular: Sean Patrick Flannery (Pudra), Jeff Goldblum (Donald Ripley), Mary Steenburgen (Jessie Caldwell), Lance Henriksen (Şerif Barnum), Brandon Smith (Şerif yardımcısı Harley)
1995 ABD yapımı, 112 dakika
Gösterim tarihi: 19 Temmuz 1996

25 Mayıs 2010 Salı

Görünmez Güçler, Psişik Yetenekler

Manalı Filmler puanı: 7.2

“Science Of The Impossible” serisinin bir bölümü olan bu Discovery Channel belgeseli, duyu dışı algılama (DDA / ESP), psikokinezi, önsezi ve astral seyahati konu ediniyor. Eserin ilk konuğu Joe McMoneagle, nasıl evinden çıkmadan eski Demir Perde ülkelerindeki silah tesislerini “gezdiğini” anlatıyor. CIA hesabına çalışan bir medyum-casus olan McMoneagle’la ilgili kısım, filmin en ilgi çekici bölümü.

Daha sonra ekrana gelen Çavuş Richard Keaton, çözemedikleri cinayet davalarında birlikte çalıştığı medyumdan nasıl yararlandığını anlatıyor. Prof. Michio Kaku’nun ortaya attığı “hiperuzam” kavramı (göremediğimiz ama ilişki halinde olduğumuz boyutlar) anlatıldıktan sonra Princeton’daki Peer Laboratuarından Brenda Dunn gönüllülerle yaptığı deneylerden bahsediyor.

Konuyla ilgili en temel bilgileri örneklerle aktaran, ilginç ve öğretici bir yapım…

İleri okuma için: http://www.parapsikoloji-tr.org/makaleler/yazilar/dda6.html
http://paranormal.about.com/od/psychicphenomena/u/psychic-phenomena.htm#s1 (İngilizce)

Görünmez Güçler / Invisible Forces
Yönetmen: Alison Turner, Chris Lent; Yapımcı: Chris Lent; Diğer Katılımcılar: Dr. Peter Fenwick, Dona Higbee, Laurie Monroe, Marilyn Schlitz, Lloyd Auerbach; ABD yapımı, 52 dakika; DVD Firması: Discovery Channel / Dönence Film.