Alıntı

Toplumsal hayat bizi doğadan kopardı, onunla yeniden bütünleşmek zorundayız. “Ağaca sarılan hippi” imajını kastetmiyorum, onda yanlış bir şey yok da, demek istediğim, bir psikolojik ve ruhsal evrimin çok gerektiği. Şimdiki hayat tarzımızla ilgili en büyük sorunun ruhsallık eksikliği olduğunu düşünüyorum…

Julian Goldberger ("Şahin"in yönetmeni)

sınıf farkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sınıf farkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Aralık 2016 Pazar

Can Dostum

Bu anlamda “Can Dostum” hiçbir süprizi olmayan, gayet sıradan bir film. İyi yazılmış, çekilmiş ve oynanmış, ama çok da yüzeysel. Traş sahnesi veya yamaç paraşütü sekansı gibi hoş anlar içeriyor ama bu yönetmenlerin sonraki eserlerini heyecanla beklememize yol açacak bir özelliği de yok.

Tamer Baran

IMDB: 8,6 (38. sırada)
Rotten Tomatoes: % 80
Manalı Filmler: 8,0

Bir sanatçının çok popüler olması, hele hele ününü yıllarca koruyup farklı kuşaklara da kendini sevdirebilmesi için iki şart gerekir: Hem zanaatçı, hem de sanatçı olarak belli bir seviyenin üstüne çıkabilmesi ve ait olduğu toplumun bilinçaltında bir karşılığı bulunması… Aynı şekilde bir eserin çok popüler olması da benzer şartlara bağlıdır, ama bunlar içinde en önemlisi toplumsal bilinç ve bilinçaltına denk düşmesidir.

“Can Dostum” ülkesi Fransa’da 20 milyona yakın bilet keserek gişe rekorlarını alt üst etti (halen gelmiş geçmiş en yüksek  gelire sahip ikinci film konumunda). Her öğesiyle “kendini iyi hisset” filmi olarak düzenlendiği için insanların bilincinde hangi özleme karşılık geldiği belli: Sağlam, hiç kimsenin veya hiçbir gücün bozamayacağı bir dostluk kurma isteği… Böylece onaylanmak, hiç olmazsa bir kişinin sizi tanıması, özelliklerinizi, beğenilerinizi öğrenmesi, anlaması… Sosyal bilinçaltındaki yeri ise daha ilginç: Belli ki Fransızlar bir uzlaşma ve ateşkesin, hatta mümkünse toplumsal barışın yakıcı özlemini duyuyorlar.

Filmin iki ana karakteri bu “çatışan” iki kesimin simgesi: Ülkeyi yöneten, toplumsal sorunları çözemeyen, hatta çoğunlukla onların kaynağı konumunda olan burjuvaziyi temsil eden Philippe, çok zengin bir beyaz (boynundan aşağısı felçli olduğu için tekerlekli iskemlede yaşaması bu açıdan çok ilginç). Onun bakımını üstlenen, ona yarenlik eden Driss ise varoşlarda büyümüş, suça bulaşmış, Senegal kökenli bir zenci (2007’de Paris’i alt üst eden kişiler gibi o da “dış kökenli”). Ama özünde iyi biri, hümanist ve dost canlısı… Muhteşem bir evde yaşayan Philippe, sınıfının tipik özelliklerine sahip: Örneğin sanattan anlıyor, resim koleksiyonu yapıyor. Driss ise birlikte gittikleri operada kahkahalarını tutamıyor, Beethoven veya Mozart yerine Earth, Wind & Fire dinlemeyi yeğliyor. Ona göre iyi müziğin temel şartı dans etme imkanı vermesi.

Dans (hızlı araba kullanmak, kadınlara kur yapmak vs ile birlikte) Driss’in yaşamayı çok seven biri olduğunu gösteriyor. Aralarında sağlam bir dostluk kurulmasını sağlayan da bu: Driss patronunu güldürüyor, yaşamına heyecan katıyor, içindeki yaşama sevincinin tekrar alevlenmesini sağlıyor…

Bu tür bir öykünün seyircinin hoşuna gitmesi doğal. Hele de filmin başında “gerçek olaylardan alınan ilhamla yapıldığı” yazıyor ve arka jenerikte gerçek kişiler de gösteriliyorsa. Fakat yönetmenler bununla da yetinmemiş, gişe başarısını garantilemek amacıyla iki önemli tedbir almışlar: Hastabakıcı karakterini zenci yapmışlar ve romantik komedi şablonlarını dostluğa uygulamışlar. Zıt özelliklere sahip iki kişi tanışıyor, ilk başta biraz didişiyor, zamana yakınlaşıyor, birbirlerini çok seviyorlar. Her şey harika giderken ayrılmaları gerekiyor, derken tekrar buluşuyorlar.

Bu anlamda “Can Dostum” hiçbir sürprizi olmayan, gayet sıradan bir film. İyi yazılmış, çekilmiş ve oynanmış, ama çok da yüzeysel. Traş sahnesi veya yamaç paraşütü sekansı gibi hoş anlar içeriyor ama bu yönetmenlerin sonraki eserlerini heyecanla beklememize yol açacak bir özelliği de yok.

Dolayısıyla filmin asıl güzelliği, Fransızların kalbini fethetmesi. Herhangi bir manası olmayan aksiyonlar veya yeni yetmelere seslenen basit komediler yerine böyle bir dostluk filminin gişe şampiyonu olması, doğaldır ki insanı mutlu ediyor.

Açık Gazete, 25 Mayıs 2012

Intouchables / The Intouchables / Can Dostum
Senarist ve yönetmenler: Olivier Nakache, Eric Toledano
Yapımcılar: Jean-Jacques Annaud, John H. Williams, Iain Smith
Oyuncular: François Cluzet (Philippe), Omar Sy (Driss), Anne Le Ny (Yvonne), Audrey Fleurot (Magalie), Clotilde Mollet (Marcelle), Alba Gaïa Kraghede Bellugi (Elisa)
2011 Fransa yapımı, 112 dakika
Gösterim tarihi: 11 Mayıs 2012
DVD firması: Calinos

26 Haziran 2010 Cumartesi

Oniki Öfkeli Adam

IMDB: 8.9 (8. sırada)
Allmovie: 4,5/5 yıldız
Manalı Filmler puanı: 9,5

Hala önemini koruyan bir klasik…

“12 Angry Men” öncelikle senaryosuyla dikkat çekiyor. Filmin neredeyse 90 dakikası, babasını öldürmekle itham edilen bir gencin suçlu olup olmadığının tartışıldığı jüri toplantısında geçiyor. Görüşme başladığında tek bir üye delikanlı hakkında idam kararı vermekte çekimser davranıyor, tartışmalar ilerledikçe birer ikişer diğerlerini de yanına çekiyor. Dolayısıyla senaryo, çok iyi kurulmuş bir cinayet öyküsünü, onun ayrıntılarıyla görüşüldüğü duruşma sürecini işlemiyor, fakat bunları jüri görüşmelerinden anlamamızı sağlıyor.

Ayrıca neredeyse her jüri üyesinin kişiliğini ana hatlarıyla da olsa çiziyor, o kişinin neden o kararı verdiğini açıklıyor. Bununla da kalmıyor, önyargıları, kişilerin erdemleriyle ilişkilerini de aktarıyor, zaman zaman oluşan gerginlikleri de işliyor. Bir odada konuşan insanlardan bu kadar gerilimli, heyecanlı bir senaryonun çıkması gerçekten çok şaşırtıcı.

Ünlü “Serpico” ve “Dog Day Afternoon / Köpeklerin Günü” filmlerini de kotaran Lumet, bu filmi birkaç TV dizisinin ardından, henüz 33 yaşında iken çekmişti. Çok büyük bir bölümü bir oda içinde geçen filmde yönetmenlik o kadar başarılı ki, “Oniki Öfkeli Adam”ı, “Citizen Kane / Yurttaş Kane”le birlikte, tüm sinema tarihinin en başarılı ilk filmlerinden biri olarak değerlendirmek yanlış olmaz.

Her dönem önemini koruyan hümanizm, ötekileştirme vb temaları akıllıca işleyen bu filmi hala izlemediyseniz önemli bir eksiğiniz var demektir.

Meraklısına:
Amerikan Film Enstitüsü’nün belirlemesine göre, sinema tarihinin en iyi 2. mahkeme filmi.

Filmin ilk sekanslarında kamera hep göz hizasından yukarıdadır ve planların tamamı geniş açı ile çekilmiştir. Böylece izleyici insanlar arasında gerçekte olduğundan daha büyük mesafeler varmış gibi algılar. Film ilerledikçe kamera seviyeleri düşer, final yaklaşırken planların neredeyse tamamında kamera göz hizasından aşağıdadır ve klostrofobi hissi yaratması amacıyla yakın çekimler ve tele objektif kullanımı ağırlık kazanmış durumdadır.

William Friedkin bu filmin bir versiyonunu 1997’de yapmıştı, ancak o eser bunun kadar başarılı bulunmadı.

Ödülleri:
En İyi Film, Yönetmen ve Uyarlama Senaryo dallarında Oskar adaylığı. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülü.
Ayrıca 12 ödül ve 6 adaylık.

12 Angry Men / Oniki Öfkeli Adam
Yönetmen: Sidney Lumet; Senaryo: Reginald Rose (kendi oyunundan); Yapımcılar: Henry Fonda, Reginald Rose; Oyuncular: Henry Fonda (8 nolu jüri üyesi), Jack Warden (7 nolu jüri üyesi), Martin Balsam (1 nolu jüri üyesi), Jack Klugman (5 nolu jüri üyesi), John Fiedler (2 nolu jüri üyesi), Lee J. Cobb (3 nolu jüri üyesi); 1957 ABD yapımı, 96 dakika, siyah beyaz.