Zaten, aklın yolu bir, bu çapta bir organizasyonu gerçekleştirmeye sadece ABD hükümetinin gücü yetebilirdi. Örneğin kaçırılan uçakları düşürme yetkisine sahip savaş uçaklarını çeşitli tatbikatlara katılmaları amacıyla New York’tan uzaklaştıran Usame Bin Ladin olamazdı.
IMDB: 7,0
Rotten Tomatoes: % 82
Manalı Filmler: 9,5
İnsanlık tarihinin en büyük gizemine biraz daha yakından bakalım ve polisiyenin klasik sorularını soralım: Kimin bu işi yapmaya imkanı vardı ve kim bu suçtan çıkar elde etti?
11 Eylül 2001’de ABD’de gerçekleşen olaylar dünyanın gidişatını değiştirdi. Dylan Avery’nin belgeseli “11 Eylül Büyük Şüphe”, insanlığa yeni bir yön verenin saldırılar değil, bunların arkasındaki yalanlar olduğunu kanıtlıyor.
Belgesel 11 Eylül günü gerçekleşen olayları sırasıyla ele alıyor ve inceliyor. Önce, iddia edildiği gibi Pentagon’a bir yolcu uçağının çarpmadığını olay günü çekilmiş fotoğraf ve videolarla kanıtlıyor. Sonra İkiz Kuleler’in uçak çarpması sonucu değil, önceden binalara yerleştirilmiş bombaların art arda patlatılması yüzünden çöktüğünü gösteriyor. Hava korsanlarından birinin pasaportunun bulunmuş olması, Kuleler’e çarpan uçaklardan birinden yapılan telefon konuşmaları gibi resmi bulguları da irdeliyor ve çürütüyor. Ve tabii ki 93 numaralı uçağın iddia edildiği gibi yolcuların çabası sonucu Beyaz Saray’a çarptırılamadan düşürülmediğini kanıtlıyor.
Sonuçta 11 Eylül’de işlenen suçların arkasında El Kaide ve Usame Bin Ladin’in değil, bizzat Amerikan hükümetinin bulunduğunu söylüyor.
Zaten, aklın yolu bir, bu çapta bir organizasyonu gerçekleştirmeye sadece ABD hükümetinin gücü yetebilirdi. Örneğin kaçırılan uçakları düşürme yetkisine sahip savaş uçaklarını çeşitli tatbikatlara katılmaları amacıyla New York’tan uzaklaştıran Usame Bin Ladin olamazdı.
Ayrıca 11 Eylül aynı zamanda geniş hacimli bir soygundu: Dünya Ticaret Merkezi’nin bodrum katlarında koruma altında tutulan 167 milyar dolar tutarında külçe altın ve milyonlarca dolar nakit para, enkaz kaldırma işlemleri sırasında olay yerinden kaçırıldı, bunu El Kaide yapamazdı… Veya örneğin Kuleler’de bulunan bomba uzmanı köpeklerin olaydan 5 gün önce geri çekilmesi emrini Bin Ladin veremezdi (Bu emri kimin verdiğini öğrenince çok şaşıracaksınız).
Aklın yolu bir: 11 Eylül’den en büyük karı Amerikan hükümeti elde etti: Yurtseverlik Yasası gibi uygulamalarla ülke içinde tam bir diktatörlük kuruldu, ayrıca ABD, terörle savaştığını bahane ederek Afganistan ve Irak’ı işgal etti, İran’a saldırı da gündemde.
11 Eylül etkisi adam akıllı azalan ABD’yi üstelik çok daha güçlü bir biçimde “dünya jandarması” konumuna yükseltti. Bu, Türkiye’yi de yakından ilgilendiren bir durum. O nedenle 11 Eylül-ABD ilişkisine dair gerçekleri öğrenmekte ve paylaşmakta büyük yarar var…
Meraklısına:
Filmin DVD’si ülkemizde yayımlanmıştı ancak İdefix veya D&R gibi sitelerin listesinde artık bulunmuyor. Dükkanlardan araştırabilir veya çevrimiçi izleyebilirsiniz.
11 Eylül’le ilgili çok sayıda kaliteli belgesel üretildi, fakat bunların DVD’si ülkemizde yayımlanmadı. Daha geniş hacimli bir çalışma olmakla birlikte 11 Eylül’le ilgili çarpıcı veriler içeren ilk “Zeitgeist” filmini ise http://www.zeitgeistmovie.com/ adresinden izleyebilir veya DVD’sini satın alabilirsiniz.
11 Eylül 2012, Açık Gazete ve Haber Anı
9/11 Loose Change Second Edition/ 11 Eylül Büyük Şüphe
Yönetmen: Dylan Avery
Senaryo: Dylan Avery, Jason Bermas, Korey Rowe
Yapımcılar: Dylan Avery, Jason Bermas, Matthew Brown, Korey Rowe
2006 ABD yapımı, 82 dakika
DVD firması: Kanal D
belgesel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
belgesel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Eylül 2012 Çarşamba
11 Eylül Büyük Şüphe
Etiketler:
1. DS,
11 Eylül,
2. Dünya Savaşı,
anti-emperyalist,
bağımsız film,
belgesel,
derin devlet,
El Kaide,
Irak Savaşı,
komplo teorileri,
muhalif,
terörizm,
ufuk açıcı,
Yeni Dünya Düzeni
13 Aralık 2010 Pazartesi
Zeitgeist - The Movie
“Zeitgeist - The Movie”, tüm soruların yanıtı. Yıllardır fark ettiğimiz, aklımızı kurcalayan pek çok olguyu bir arada işleyen, hepsinin birden yanıtını veren bir film. Bu yüzdendir ki çok önemli ve acayip değerli bir belgeselIMDB: 8.6
Manalı Filmler: 8,5
Kimileri Kıyamet’in kopmasını bekleye dursun, dünya yeni bir aşamaya geçiyor. Bu gezegende daha güzel bir hayat kurulacak, daha temiz, huzurlu, barışçıl ve sevgi dolu…
Tabii bunun için önce insanlığın neyin kötü/yanlış olduğunu görmesi gerekiyor. Bu yüzdendir ki bu dönemin temel özelliği “ruhsal uyanış”; geniş yığınlar an be an bilinçleniyor, devletlerin, büyük şirketlerin ve köklü din kurumlarının çevirdiği dolapları, giriştikleri pis işleri her gün daha fazla öğreniyorlar. Wikileaks belgelerinin ortalığa saçılması gibi mesela 10 yıl önce olacağı söylense kimsenin inanmayacağı gelişmeler bir anda meydana geliveriyor.
Ve filmler çekiliyor. Yapılabileceğine kimsenin ihtimal vermediği filmler. “Zeitgeist” serisi gibi…
2007’de internet üzerinden yayımlanan “Zeitgeist - The Movie” inanılmaz bir ilgi görmüş, günlük izlenme sayısı 75 bine kadar yükselmişti. Ertesi yıl devamı geldi, üçüncü film ise Ocak ortasında yayımlanacak.
İlk “Zeitgeist”ın ana konusu yalanlar. Geniş yığınlara söylenen, büyük yalanlar. Doğduğumuzdan beri duyduğumuz, artık kanıksadığımız, doğru olup olmadıklarını araştırmadığımız olgular. Film ilk olarak Hıristiyanlığı örnek veriyor, dönemin tarihçilerinden, çeşitli kültürlerin mitolojisinden yararlanarak Hazreti İsa’nın aslında hiç var olmadığını iddia ediyor (Şahsen filme tek eleştirim de bu kısımda, tabii “dünyanın sonu” meselesinin yanlış anlamadan kaynaklandığını, aslında “çağın sonu”na geldiğimizi söylediği bölüm hariç).
Yaklaşık 37 dakika dini konularla geçtikten sonra belgeselin asıl heyecan verici bölümleri başlıyor. 2. kısmın başlığı: “Tüm Dünya Bir Sahne” ve ilk konu tabii ki 11 Eylül saldırıları. Bu bölümde akıllara durgunluk verecek açıklamalar ve ilgili ABD yöneticilerinin söylediği yalanlar yer alıyor. Örneğin Rice ve W. Bush’un “Uçakların füze olarak kullanılabileceği hiç aklımıza gelmedi” demelerinin ardından, Mart 2000’de “resmen” planlanıp yapılmış bir tatbikatın belgeleri ekrana geliyor. Uçakları kaçırdığı söylenen 19 kişinin adlarının hiçbir uçuş listesinde bulunmaması, Usame Bin Ladin’in saldırıyı üstlendiği video kasetteki kişinin Bin Ladin olmadığı gibi ifşaatların ardından, Pentagon’a aslında bir uçağın çarpmadığı ve İkiz Kulelerin yıkılmasının asıl nedeninin binalara önceden yerleştirilmiş patlayıcılar olduğu uzmanların ifadeleri ve olay günü çekilmiş video ve fotoğraflarla kanıtlanıyor.
7 Temmuz 2005’te Londra metrosunun bombalanması olayını da aynı bakış açısıyla işleyen belgesel, “Perdenin Arkasındakilere Aldırmayın” başlıklı 3. bölümde neredeyse 200 yıldır dünyayı yönettiklerini iddia ettiği küçük bir azınlığın yaptıklarından söz ediyor. Özellikle 20. yüzyılda ABD’nin en zenginleri Rockefeller, Morgan, Warburg ve Rothschild ailelerinin giriştikleri karanlık işler birer birer anlatılıyor. 1907 ve 1920’de prova yaptıktan sonra –filmde “Amerikan tarihinin en büyük soygunu” biçiminde tanımlanan- 1929 ekonomik krizini nasıl çıkardıkları ve bundan nasıl yararlandıkları açıklanıyor ve “büyük kar getiren” bir diğer alana, yani savaşa geçiliyor. ABD’nin iki Dünya Savaşına nasıl katıldığını ve Vietnam Savaşı’nı nasıl başlattığını gözler önüne seren bölümler, belgeselin de en güçlü sahneleri arasında.
Filmin devamında da, örneğin ABD, Kanada ve Meksika arasında sınırları kaldıran gizli anlaşma gibi çarpıcı bilgiler bulunuyor, fakat bunlardan çok daha önemlisi, gerektiğinde eğitimden, siyasetten veya Irak İşgali’nden söz ederek dünyanın şu halinin tam bir portresini çıkarması, adına uygun bir şekilde “zamanın ruhu”nu başarıyla yansıtması…
Ve dünyayı yönetenlerin gizli planlarını açıklaması... Yani: Tek bir dünya devleti kurmak, herkesin koluna –attığı her adımın rahatça izlenmesini sağlayacak- RFID çiplerinden takmak, dünyayı bir imparatorluk olarak yönetmek… Böyle söylenince bilimkurgu filmi gibi gelebilir. Oysa tamamen gerçek, halen uygulanmakta olan bir plan bu (Örneğin RFID çipleri tüm Amerikan pasaportlarında var ve gönüllü olanların kollarına da takılmaya başlandı).
“Zeitgeist - The Movie”nin önemi bu gizli gerçekleri açıklamasından ve yalanları ifşa etmesinden kaynaklanıyor. Belgesel insanın, iddia edildiği gibi güçsüz, çirkin, günahkar bir yaratık olmadığını anlatan sözlerle sone eriyor.
Benim için “Zeitgeist - The Movie”, tüm soruların yanıtı. Yıllardır fark ettiğimiz, aklımızı kurcalayan pek çok olguyu bir arada işleyen, hepsinin birden yanıtını veren bir film. Bu yüzdendir ki çok önemli ve acayip değerli.
Seçme replikler:
Anlatıcı: Ama aslında en vahim durum, bu totaliter öğeler insanlara zorla dayatılmayacak, insanlar bunları talep edecek.
Thomas Jefferson, 3. ABD Başkanı: Bence banka kuruluşları, düzenli ordulardan daha tehlikelidir… Eğer Amerikan halkı özel bankaların piyasaları kontrol etmesine izin verirse bankalar ve şirketler etraflarında büyüyecek, tüm mal varlıklarını ellerinden alacak ve bir gün çocukları, atalarının fethettiği bu topraklarda evsiz uyanacak.
Woodrow Wilson, 28. ABD Başkanı: Uygar dünyanın, tamamen kontrol edilen, sindirilen ve en kötü yönetilen devletlerinden biri haline geldik. Fikir özgürlüğünün, yönetime inancın ve demokratik seçme özgürlüğünün olmadığı bir devlet, bir devlet ki, egemen ufak bir grubun keyfine ve zikrine kalmış.
M.A. Rothschild, Rothschild bankacılık krallığının kurucusu: Bana bir ulusun para arzının kontrolünü verin, o zaman kanun koyanları bile takmam.
Anlatıcı: 1. Dünya Savaşı 323.000 Amerikalının ölümüne sebep oldu. J.D. Rockefeller, bundan yaklaşık 200 milyon dolar kazanç sağladı. Amerika'ya mal olan ve tabi ki faizli borç olarak Federal Rezerv Bankası'ndan alınan 30 milyar doları saymıyoruz bile, ki bu para da uluslararası bankerlerin kazancı olmuştur.
Anlatıcı: Sonunda istendiği ve izin verildiği gibi, 7 Aralık 1941'de Japonya Pearl Harbour'a saldırdı ve 2400 askeri öldürdü. Saldırıdan önce Amerikan halkının %83'ü savaşa karşıydı. Pearl Harbour'dan sonra 1 milyon erkek savaşa gitmek için gönüllü oldu.
Anlatıcı: 11 Eylül, dünyayı yönetenlerin büyük planının başlangıç noktasıydı. Hazırlanmış bir savaş bahanesiydi, tıpkı Lusitania'nın batırılması, ya da Pearl Harbor ve Tonkin Körfezi olaylarının provake edilmesi gibi. Aslında 11 Eylül örneklerinden farklı olarak, hesaba katılmayan savaşlara da bahane oldu. İki beklenmeyen yasadışı savaşın çıkmasına neden oldu. Biri Irak'a, diğeri de Afganistan'a. Ama 11 Eylül aslında başka bir savaşın bahanesiydi. Size karşı yapılacak savaş. Vatanseverlik Kanunu, Ulusal Güvenlik, Ordu Süreklilik Kanunu ve bunun gibi birçok kanun, tamamen sizin kişisel özgürlüklerinizi yok etmek ve yakında gelecek saldırıya karşı direncinizi kırmak için tasarlandı.
Anlatıcı: Perdenin arkasındaki adamların istediği en son şey, bilinçlenmiş ve düşünme yetisine sahip bir toplum. Bu yüzden ki sürekli olarak düzmece bir yaşam, din, medya ve eğitim yoluyla bizlere sunuluyor. İlginizi dağıtmak ve sizi her şeyden habersiz bırakmak istiyorlar. Ve gerçekten de bu işi iyi yapıyorlar.
David Rockefeller: Washington Post, New York Times, Time Magazine ve diğer büyük yayın organlarının yöneticilerine, görüşme çağrılarımıza katıldıkları ve verdikleri sessizlik sözünü 40 yılı aşkın tuttukları için teşekkürü borç biliriz. Eğer bu yıllar boyunca halkın dikkatini yaptıklarımıza çekselerdi, dünya üzerindeki planımızı gerçekleştirmemiz imkansız olurdu. Dünya her geçen gün, daha bilinçli ve daha hazır bir şekilde Dünya Devleti'ne doğru ilerlemektedir. Entellektüel elit bir kesimin ve dünya bankerlerinin kuracağı bir çok uluslu egemenlik, geçtiğimiz çağlarda gördüğümüz tek uluslu oluşumlardan daha caziptir.
Anlatıcı: Perdenin arkasındakiler bunu biliyorlar. Ayrıca biliyorlar ki, eğer insanlar doğaya bağlı oldukları gerçeğini anlarlarsa, ve içlerindeki gücün farkına varırlarsa, yarattıkları ve soyup soğana çevirdikleri tüm bu Zeitgeist, kağıttan evler gibi yıkılacak.
Son replikler (Bill Hicks’ten alıntı): Hayat lunaparkta bir gezinti gibidir, ve gezintiye başladığında onun gerçek olduğunu düşünürsün, çünkü zihinlerimiz bu kadar güçlüdür. Gezinti bir yukarı, bir aşağı devam eder, döner ve döner, seni heyecanlandırır, ürpertir ve parlak renklerle doludur. Ve bir süre çok gürültülü ve çok eğlenceli olur. Bu gezintide uzun süre kalanlar sorular sormaya başlarlar: “Bu gerçek mi? Yoksa sadece bir gezinti mi?” Ve aralarından cevabı hatırlayan insanlar geriye dönüp şöyle derler: “Hey, merak etme, korkma sakın. Çünkü bu sadece bir gezinti.” (Ekrana suikaste uğramış lider ve sanatçıların fotoğrafları gelirken) Ve biz bu insanları öldürdük. “Susturun şunu! Ben bu gezintiye çok fazla yatırım yaptım, susturun şunu! Şu çatılmış kaşlarıma bakın. Şu büyük banka hesabıma ve aileme bir bakın, bu gerçek olmalı...” Bu sadece bir gezinti. Ama bunu bize anlatmaya çalışan bütün iyi adamları öldürdük, ve şeytanın fitne tohumları ekmesine izin verdik. Ama önemli değil, çünkü bu sadece bir gezinti ve bunu istediğimiz zaman değiştirebiliriz. Bu sadece seçim meselesi. Çaba yok, çalışmak yok, iş yok, para kazanmak yok. Şimdi seçim yapın... Korku ve sevgi arasında.
İzlemek için:
Filmin resmi sitesi
Meraklısına:
“Zeitgeist” serisini beğenenler kadar eleştirenler de var tabii ki. Hatta “Zeitgeist Ne Anlatıyor?” adıyla bir kitap bile yayımlandı ülkemizde. Kitabı derleyen Haluk Hepkon ise şu linkte okuyabileceğiniz yazısında “Zeitgeist”ı yapanları şöyle eleştiriyor: “Kısacası New Age'ci Zeitgeist, kıvrak bir vücut çalımıyla "para sistemi"ne karşı tepkileri bile paraya dönüştürmeyi becermektedir.” Bu suçlamaya hedef olan kişilerin, para harcayarak yaptıkları filmi internetten ücretsiz yayımladıklarını, altyazı eklenmesine, hatta DIVX olarak indirilmesine izin verdiklerini hatırlatırım.
Filmin son bölümünde sözleri yayımlanan Aaron Russo, “Trading Places”, “Wise Guys” gibi filmlerde imzası bulunan bir yapımcı. 15 yıllık bir aradan sonra filmciliğe dönen Russo “America: Freedom to Fascism” (America: Faşizme Giden Özgürlük” isimli belgeseli yazdı ve yönetti.
Bu belgeselde işlenen “dünyayı yöneten küçük bir grup” fikriyle ilk kez 2000 yılında, Ramtha’nın “Tiranların Son Valsi” kitabını okuduğumda karşılaşmıştım. ABD’de 1987’de yayımlanan o eserin 20 yıl sonra gerçekleşecek kimi uygulamaları bu kadar erken haber vermesi çok şaşırtıcı. Çünkü o kitap aslında “tebliğ”lerden oluşuyor, medyum J. Z. Knight, Ramtha isimli bir varlıktan aldığı bilgileri naklediyor.
Zeitgeist - The Movie
Yapım, Müzik, Kurgu, Senaryo ve Yönetim: Peter Joseph
2007 ABD yapımı, 118 dakika.
12 Kasım 2010 Cuma
Noel Ateşkesi

Manalı Filmler: 8,0
NTV’de “Dünyayı Sarsan Günler” adıyla gösterilen BBC belgeseli “Days That Shook The World”, kısa sürede yaşanmasına rağmen tarihin akışını değiştiren olayları inceliyor. Çoğu bölümde birbiriyle tematik bağlantısı bulunan iki olay birlikte sunuluyor (Hitler ve De Gaulle’e karşı suikast girişimleri gibi). Sadece iki bölümde tek bir olay işlenmiş ki bunlardan biri de Noel Ateşkesi (diğeri Pearl Harbour baskını). Dizi bir tür “TV ansiklopedisi” gibi tasarlanmış ve genelde iyi bilinen olayları öncesi ve sonrasıyla ele alarak geniş bir özetini yapıyor.
“Noel Ateşkesi” adını taşıyan bölümü izlemek, şaşırtıcı ve çok öğretici bir deneyim. Çünkü gerçek olay, “Joyeux Noel / Ateşkes” filminde anlatıldığından çok daha geniş. Filmde tek bölgede yaşanan dostluk havası gerçekte 7-8 ayrı bölgeye yayılmış ve oralardaki insanların birbirlerinden haberleri yok, her bölgede kendiliğinden gelişmiş (Tam olarak kaç bölgede “kendiliğinden ateşkes” yaşandığına ilişkin belirsizlik, resmi raporlarda bunlara yer verilmemesinden kaynaklanıyor. Asker mektuplarından anlaşılıyor ki en az 7 bölgede erler düşmana ateş etmeyi reddetmişler. Belgeselde “barış arzusunun bir virüs gibi yayıldığı” söyleniyor). Ayrıca askerler birlikte şarkı söyleyip eğlenmişler, içki içmişler, futbol oynamışlar (bir bölgede gerçek topla, diğerlerinde konserve kutuları, topa benzetilmiş kum torbaları vs ile). Ayrıca gerçekte askerler “düşmanı” tanımanın ve dostluk etmenin etkisinden uzun süre kurtulamamış, Noel ateşkesi bittikten sonra da ateş etmeyi reddetmişler. Yaklaşık bir hafta sürmüş bu durum, üst rütbeli subayların zorlamasıyla erler silahlarını kullanmaya başlamış ama bu kez de özellikle düşmanın başının üzerine nişan almışlar. Bu hal de bir hafta kadar devam etmiş, sonunda düşman siperine dostluk ziyareti yapan bir askerin sırtından vurulması savaşın eski haline dönmesine neden olmuş.
İleri okuma için:
Olayın çeşitli yönlerini anlatan kitapların isimlerini de içeren bir makale (İngilizce)
Days That Shook The World: Christmas Truce / Dünyayı Sarsan Günler: Noel Ateşkesi
Senaryo ve yönetim: Nic Young
Yapımcılar: Anna Thomson, Neil McDonald, David Upshal
Anlatan: Peter Guinness
2004 İngiltere yapımı, 50 dakika.
Gösterim tarihi: Ekim 2004
Tesla: Master of Lightning

IMDB: 8,5
Manalı Filmler: 8,0
“Yokluk içinde öldü ama aslında dünyada yaşamış en başarılı ve yararlı insanlardan biriydi. Bay Tesla’nın emeğinin ürünlerini endüstrimizden çıkarsak çarklar durur, elektrikli trenlerimiz ve arabalarımız ilerleyemezdi. Kasabalarımız karanlığa gömülür, değirmenlerimiz ve fabrikalarımız daha bu gece ölmüş olurdu”.
Vefatının ardından Tesla hakkında radyoda konuşan dönemin New York Belediye Başkanı Fiorello LaGuardia’nın bu cümleleri, ünlü bilim adamının uygarlığa katkılarını iyi özetliyor.
Nikola Tesla (1856-1943) şaşırtıcı bir zeka ve vizyona sahipmiş, özellikle elektrik alanında çağdaşı bilim adamlarından çok ilerdeymiş, çok sayıda buluş yapmış (Örneğin sadece radyo yayıncılığı sırasında patenti Tesla’ya ait 17 ayrı ürün kullanılıyor. Ayrıca mikrodalga fırından florasan lambaya kadar onlarca başka icadı var). Katkısı o kadar önemli ki, –bilim ve teknoloji alanında- 20. yüzyılla selefi arasındaki dev farkın onun sayesinde oluştuğu bile söylenebilir.
Bu katkıyı sağlayansa Tesla’nın hayal gücü, mesela alternatif akımla çalışan motoru icat etmesinden –bence- daha önemlisi, örneğin röntgeni yani insan bedeninin “içinin” görüntüsünün alınabileceğini düşünebiliyor olması. Ki düşlediklerinin büyük bölümünü gerçekleştirmiş.
Bu belgesel, Tesla’yı kapsamlı biçimde inceliyor, yalnızca olağanüstü zekasını ve buluşlarını değil, zaaflarını ve hatalarını da ele alıyor. Örneğin maddi mevzulardan hiç anlamadığı için bir türlü rahata kavuşamamış, onun icatlarıyla kim bilir kaç kişi milyarder olmuşken kendisi beş parasız ölmüş.
Filmde yeterince işlenmemiş ilginç bir başka konu ise Tesla ile (“Zeitgeist” belgesellerinde de adı geçen) zengin bankacı J. Pierpont Morgan arasındaki ilişki. İlk başlarda Tesla’ya yatırım yapan Morgan sonradan desteğini çekiyor, Marconi’ye ortak oluyor. Belgesel bu değişikliğin tamamen pratik nedenlerden kaynaklandığını, Morgan’ın, Marconi’ye para yatırmayı daha karlı bulduğunu söylüyor. Bence orada başka –ve karanlık- meseleler var. En azından rahatsız edici sorular: Nasıl oluyor da Nobel Akademisi radyo patentinin Tesla’ya ait olduğunu bildiği halde 1909’da Marconi’ye ödül veriyor? 1915’te İsveç Hükümeti o yıl fizik dalında Nobel’in Edison ve Tesla’ya verileceğini açıklamışken, sadece bir hafta sonra ödül neden başkasına veriliyor? (Bu değişikliğin sebebi asla açıklanmamış). Nasıl oluyor da Tesla, dönemin en ünlü bilim adamı iken sonradan neredeyse unutuluyor?
Bu son soru, herhalde şu konuyla ilgili: Tesla gençliğinde gelip yerleştiği ABD’deki siyasi sistemi anlayamamış, örneğin tüm savaşları sona erdirecek bir icadı ülkeyi yönetenlerin de isteyeceklerini, bunu gerçekleştirmesi için kendisini destekleyeceklerini sanmış. Oysa böyle bir şeyin mümkün olabileceğini politikacılara anlatabilmesi bile çok uzun sürmüş, sonunda başarıya ulaşmış ama Beyaz Saray’da yapılacak nihai karar toplantısına katılmaya da ömrü yetmemiş (Bahsi geçen “icat”, o zamanlar Ölüm Işını adıyla bilinirmiş, 80’lerde kamuoyuna “Yıldız Savaşları” adıyla tanıtıldı).
İleri okuma için:
Bu belgeselde (dolayısıyla) yazıda dile getirilmeyen diğer Tesla buluşlarını ve bazı komplo teorilerini de içeren, epeyce dış bağlantı veren bir makale
Keyifli bir yazı
Tesla'ya adanmış bir site
Tesla: Master of Lightning
Yönetmen: Robert Uth
Senaryo: Robert Uth, Phylis Geller
Yapımcılar: Phylis Geller, Simonida Uth, Zoran Amar
Seslendirenler: Elisabeth Noone (anlatıcı), Stacy Keach (Tesla).
2000 ABD yapımı, 90 dakika.
5 Ekim 2010 Salı
Nostradamus: 2012
Ünlü kahinin 2012 yılına ilişkin kehanetlerini Maya, Hopi kızılderilileri ve Mısır gibi kadim uygarlıkların bilgileriyle harmanlayarak aktaran bir belgeselIMDB: 5,1
Rotten Tomatoes: % 52
Manalı Filmler puanı: 6,0
Hemen belirteyim, History Channel’ın bu belgeseli başarılı değil, konunun önemi düşünülürse filmi gerçekleştirenlerin tavrı da hoş değil. Yine de izlenmesinde yarar olan bir iş. Çünkü “Nostradamus 2012” ünlü kahinin olası bir kıyametle ilgili yazdıklarını, 1994’te bulunan bir kitabındaki 7 çizimden de yararlanarak, Mısır, Maya, Hopi kızılderilileri gibi kadim uygarlıkların kültürel kalıtlarıyla birlikte sunuyor ve konuyla ilgili hayli geniş bir özet yapıyor. Aralarında hiç bilim adamı olmasa da, düşüncelerini ifade eden araştırmacı-yazarların sayısı ve ürettikleri eserler bile meselenin önemini seyirciye anlatmaya yetebilir. Dolayısıyla bu film, kıyamet konusuna ilgi duyanlar için uygun bir başlama noktası olabilir.
21 Aralık 2012 gününden başlayarak gerçekleşecek doğal felaketlerin insanlığın önemli bir bölümünü yok etme potansiyeli bulunduğunu izleyicisine aktarmayı başaran belgesel, bununla ilgili karşı görüşlere (örneğin o tarihte olumsuz bir gelişme yaşanmayacağına, sadece dünyanın nötron kuşağına gireceğine inananlara) yer vermiyor. Örneğin bilim çevrelerinin manyetik takla (dünyanın manyetik kutuplarının yer değiştirmesi) sonucu uyduların zarar görebileceğini, elektronik aygıtların çalışmayabileceğini kabul ettiklerini, ancak bu konuda bugünden 2012’ye kadar ciddi bir fark yaşanmayacağını düşündüklerini söylemiyor. Daha önemlisi bilim çevreleri manyetik taklanın birkaç yüz bin yılda bir gerçekleştiğini, ancak tarihte insanlığın önemli bölümünün yok olduğunu gösteren bir kanıt bulunmadığını belirtiyorlar, belgeselde ise daha önce 5 ya da 6 kez doğal felaketler yüzünden nüfusun öneli bölümünün yok olduğu söyleniyor.
Film, Nostradamus uzmanlarının doğru çıktığına inandığı kehanetleri (2004’teki büyük tsunami, global ekonomik kriz vs) sıralayıp, 2012’deki kıyamete ilişkin kehanetin de doğru çıkacağını ima ediyor. Fakat finalde yine Nostradamus’un yazdıklarından hareketle kıyametin insanlığın mutlak kaderi olmayabileceğini, bunun topluca ne yönde hareket edeceğimizle ilgili olduğunu belirtiyor…
İleri okuma için:
Nostradamus hakkında geniş bilgi (İngilizce sayfada pek çok başka siteye linkler veriliyor)
Benzer kehanetleri olan Bulgar kadın medyum Baba Vanga hakkında geniş bilgi (İngilizce, bol linkli)
2012 Fenomeniyle ilgili geniş bilgi (İngilizce, çok geniş bir kaynak listesi var)
Nostradamus: 2012
Yönetmen: Andy Pickard
Senaryo: Sarah Hollister, Larry Weitzman
Yapımcılar: Sarah Hollister, Fiona Spillard, Larry Weitzman
2009 ABD yapımı, 120 dakika
Etiketler:
2012,
belgesel,
İncil,
insanlığın sonu,
kıyamet,
Nostradamus
29 Ağustos 2010 Pazar
The Elegant Universe
IMDB: 8.2Manalı Filmler: 8.5
Fizikçilerin, evrenin yapısına ilişkin en son bulgu ve teorileri tartıştıkları, çok manalı ve faydalı bir belgesel… Bilimsel birikimi olmayanların anlamakta zorlanacağı bilgilerden özellikle kaçınılmış; ekmek, kahve fincanı gibi, gündelik yaşamda karşılaştığımız objeler örnek olarak kullanılmış. Konular yalın bir dille işlenirken, hareketli animasyonlarla, bazen esprilerle bezenmiş.
TÜBİTAK tarafından “Evrenin Zarafeti” adıyla yayımlanan ödüllü kitaptan uyarlanan belgesel, Newton’un çekim yasasına ilişkin bulgularından başlayarak, sırasıyla Einstein ve Göreliliği, Kuantum teorisini ele alıyor ve Sicim teorisine geçiyor. “Büyük olana ilişkin yasalar (genel görelilik) ile “küçük olana ilişkin yasalar (kuantum mekaniği) arasındaki neredeyse yüz yıllık uçurumu kapatan Sicim teorisi, evrendeki her şeyin, en büyük yıldızın da, en küçük parçacığın da tek bir yapıtaşından, adına “sicim” (string) denen, hayal edemeyeceğimiz kadar küçük, titreşen enerji iplikçiklerinden oluştuğunu söylüyor. Bu teoriye göre evren -çok büyük ihtimalle- en az 11 boyuttan oluşuyor ve algılayabildiğimizden çok daha büyük. Öyle ki evren diye bildiğimiz her şey bir ekmeğin dilimi gibi, çok daha büyük bir yapının sadece bir katmanı…
Konuyla ilgilenenlerin kaçırmaması gereken bir çalışma… Bölümler, PBS sitesinden online olarak da izlenebiliyor.
Ödülleri:
Kurgu dalında Emmy ödülü
Bilim, Teknoloji ve Doğa programları kategorisinde En İyi Film dalında Emmy adaylığı
Amerikan Yazarlar Birliği WGA Ödülü adaylığı
The Elegant Universe
Senaryo ve yönetim: Julia Cort, Joseph McMaster (Brian Greene’in aynı adlı kitabından)
Yapımcılar: Julia Cort, Joseph McMaster, David Hickman
Sunan: Brian Grene
Katılımcılar: Michael Duff, Michael B. Green, Walter Lewin, Joseph Lykken, Amanda Peet, John Schwarz, Maria Spiropulu, Leonard Susskind, Cumrun Vafa, Gabriele Veneziano, Steven Weinberg, Edward Witten
2003, ABD yapımı, 180 dakika (3 bölüm)
25 Mayıs 2010 Salı
Görünmez Güçler, Psişik Yetenekler
Manalı Filmler puanı: 7.2“Science Of The Impossible” serisinin bir bölümü olan bu Discovery Channel belgeseli, duyu dışı algılama (DDA / ESP), psikokinezi, önsezi ve astral seyahati konu ediniyor. Eserin ilk konuğu Joe McMoneagle, nasıl evinden çıkmadan eski Demir Perde ülkelerindeki silah tesislerini “gezdiğini” anlatıyor. CIA hesabına çalışan bir medyum-casus olan McMoneagle’la ilgili kısım, filmin en ilgi çekici bölümü.
Daha sonra ekrana gelen Çavuş Richard Keaton, çözemedikleri cinayet davalarında birlikte çalıştığı medyumdan nasıl yararlandığını anlatıyor. Prof. Michio Kaku’nun ortaya attığı “hiperuzam” kavramı (göremediğimiz ama ilişki halinde olduğumuz boyutlar) anlatıldıktan sonra Princeton’daki Peer Laboratuarından Brenda Dunn gönüllülerle yaptığı deneylerden bahsediyor.
Konuyla ilgili en temel bilgileri örneklerle aktaran, ilginç ve öğretici bir yapım…
İleri okuma için: http://www.parapsikoloji-tr.org/makaleler/yazilar/dda6.html
http://paranormal.about.com/od/psychicphenomena/u/psychic-phenomena.htm#s1 (İngilizce)
Görünmez Güçler / Invisible Forces
Yönetmen: Alison Turner, Chris Lent; Yapımcı: Chris Lent; Diğer Katılımcılar: Dr. Peter Fenwick, Dona Higbee, Laurie Monroe, Marilyn Schlitz, Lloyd Auerbach; ABD yapımı, 52 dakika; DVD Firması: Discovery Channel / Dönence Film.
14 Mayıs 2010 Cuma
One: The Movie
IMDB: 7.7Manalı Filmler puanı: 8.0
Bu belgesel öncelikle, filmde de anlatılan yapılış hikayesiyle ilham veren bir çalışma: Film yapımcılığıyla hiçbir ilişkisi olmayan Powers, bir gün bir ilham alır, güvenecek hiçbir şey olmamasına rağmen filmi yapmaya girişir, sonuçta ortaya, tüm dünyada ilgiyle izlenen, beğenilen ve yararlı bulunan bir çalışma çıkar...
Film, Deepak Chopra gibi ülkemizde de kitapları yayımlanmış düşünürlerin, ABD’deki belli başlı dinlerin yöneticilerinin, ruhsal öğretmenlerin ve sıradan insanların, hayatın anlam ve amacına ilişkin sorulara verdiği yanıtlardan oluşuyor. Farklı konuşmacıların bazen neredeyse tıpatıp aynı cümleleri ettiklerini duymak, izleyiciye büyük bir ödül oluyor. Örneğin “Tanrı nedir?” sorusuna kimi düşünürler, Musevi, Müslüman, Katolik ve Budist din adamları şu cevabı veriyorlar: “Var olan her şeydir”…
Filmin tanıtım metninden bir bölüm ise şöyle: “Bu film, paylaştığımız bağları daha çok farkına varmamız için yapıldı; benzerliklerimizi hatırlatmak ve farklılıklarımızı kutlamak için; istenilenden çok sık ayrılık ve kopukluk yaşanan bir dünyaya BİR olmanın pozitif enerjisini getirmek için. Büyük üstatlara ve sıradan insanlara hayat hakkındaki esas ve en nihai soruları sorduk. Sonra bu diyalogu kendi akışına bıraktık. Sonuç olarak bu film altı kıtadaki yüzlerce bölgeye diyalog kıvılcımları saçtı – barakalardan hapishanelere, üniversitelere, tiyatrolara kadar. BİR kendimizi, ilişkilerimizi, gerçekte kim ve neden burada olduğumuzu daha iyi anlamak üzere bir yolculuğa çıktığımızı bize hatırlatıyor.”
Senaryo, yapım ve yönetim: Ward Powers; Katılımcılar: Scott Carter, Mantak Chia, Deepak Chopra, Ram Dass, Riane Eisler, Thich Nhat Hahn, Barbara Marx Hubbard, Robert Thurman, Llewellyn Vaughan-Lee; 2005 ABD yapımı, 79 dakika
Etiketler:
belgesel,
bilinç,
cennet,
Deepak Chopra,
dinler,
felsefe,
hayatın anlamı,
ilham veren film,
medyum,
ölüm,
spiritüel,
Tanrı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
