Alıntı

Toplumsal hayat bizi doğadan kopardı, onunla yeniden bütünleşmek zorundayız. “Ağaca sarılan hippi” imajını kastetmiyorum, onda yanlış bir şey yok da, demek istediğim, bir psikolojik ve ruhsal evrimin çok gerektiği. Şimdiki hayat tarzımızla ilgili en büyük sorunun ruhsallık eksikliği olduğunu düşünüyorum…

Julian Goldberger ("Şahin"in yönetmeni)

özgürlük mücadelesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özgürlük mücadelesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2013 Cuma

Günahkar Rahibeler



Filmde en çok “günah” ve “cehennem” kelimeleri kullanılıyor, sürekli Hz. İsa’dan bahsediliyor, fakat bu rahibelerde, bırakın peygamberleri, herhangi bir samimi dindarın yüreğindeki insan sevgisinden bile eser yok.
Ama o hümanizm Peter Mullan’da var. İnsanların ruhunu ezmeye çalışan o zalimlere, onlara bu fırsatı veren ataerkil toplum yapısına ve sahte dindarlığa karşı olduğu çok belli. 


IMDB: 7.7  
Metacritic: % 83 
Manalı Filmler: 9.0


Tamer Baran


“Braveheart / Cesur Yürek”ten “Stone Of Destiny”ye 60’tan fazla filmde rol alan Peter Mullan, yönettiği ilk uzun metrajlı film olan “Orphans”la (1998) da epey övgü toplamıştı, ama asıl başarı ikinci filmiyle geldi.

“Günahkar Rahibeler”in bunca beğenilmesi ve ödüllendirilmesi boşuna değil; senaryosundan görüntülerine, hemen her öğesiyle çok başarılı olan film, çoğu izleyicinin kayıtsız kalamayacağı bir hikaye anlatıyor.

1960’larda, İrlanda’da geçen eser, farklı çevrelerden üç genç kızla tanıştırıyor bizi. Günah işleyen veya işlediklerine inanılan, ailelerine utanç getirdiği düşünülen bu kızlar Rahibelerin yönettiği Magdalene Sığınağı’na gönderiliyorlar. Katı kurallarla, adeta hapishane gibi yönetilen Sığınak, aynı zamanda bir çamaşırhane, fakat kızların dışardan biriyle konuşmaları dahi yasak. Kendi aralarında samimiyet kurmalarına da izin verilmiyor. Yemekhaneye veya çalışmaya topluca ve rahibelerin gözetiminde götürülüyorlar. Kuralları çiğneyen veya kaçmaya çalışanlar acımasızca cezalandırılıyor.

Magdalene Sığınağı, 100 yılı aşkın süre faaliyette kalmış bir kurum, son çamaşırhanesi 1996’da kapatılmış. O yoksul yatakhanelerde 30 binden fazla kadın yaşamış. Bunlardan dördüyle yapılan söyleşilerden oluşan “Sex in a Cold Climate” isimli TV belgeselini seyreden Mullan, bu insanlık dışı uygulamaların dünyaya anlatılması gerektiğine karar vermiş ve senaryoyu yazmaya başlamış. Film Venedik Film Festivali’nde gösterilince Vatikan’ın tepkisiyle karşılaşmış, anlatılanların gerçekten yaşanmadığı öne sürülmüş. Ama öte yandan, Magdalene’de kalanlar, kurumdaki hayatın filmde gösterildiğinden daha kötü olduğunu iddia ediyorlarmış.

Nazi toplama kamplarında geçen filmler olmasa, “Günahkar Rahibeler”dekinden daha kötüsünü hayal etmek imkansız olurdu. Çünkü bu Sığınak’ta dayak da var ama asıl hakaretin bini bin para. Zaten sistem “çile” üzerine kurulu; kızların mümkün olduğunca çok sıkıntı çekmeleri gerektiğine inanılıyor, kuruma adını veren Mary Magdalene gibi onlar da günahlarının cezasını çekmeliler ki, kurtuluşa erişebilsinler, diye düşünülüyor. O yüzden yöneticiler, kızları her fırsatta aşağılamayı görev bellemişler, bundan adeta zevk alıyorlar. Örneğin, Pasolini’nin unutulmaz “Salo, or the 120 Days of Sodom / Salo Ya Da Sodom’un 120 Günü” filminden fırlayıp gelmişe benzeyen bir sahnede, hepsini çırılçıplak soyup hangisinin memesinin, kalçasının daha büyük olduğunu saptamaya çalışıyorlar.

“Salo”ya benzetmem abartı değil; bu filmdeki rahibeler de, Pasolini’nin anlattığı o insanlar kadar faşist... Fakat tabii bunların yaşamlarını Tanrı’ya adamış din görevlileri olmaları, olayın vehametini daha da artırıyor.

Filmde en çok “günah” ve “cehennem” kelimeleri kullanılıyor, sürekli Hz. İsa’dan bahsediliyor, fakat bu rahibelerde, bırakın peygamberleri, herhangi bir samimi dindarın yüreğindeki insan sevgisinden bile eser yok.

Ama o hümanizm Peter Mullan’da var. İnsanların ruhunu ezmeye çalışan o zalimlere, onlara bu fırsatı veren ataerkil toplum yapısına ve sahte dindarlığa karşı olduğu çok belli. Bu sayede örneğin bir “Dead Poets Society / Ölü Ozanlar Derneği” veya “One Flew Over The Cuckoo's Nest / Guguk Kuşu” kadar etkili bir “azmin zaferi” filmi yapabilmiş…  
 
Ödülleri:
Venedik Film Festivali Altın Aslan Ödülü
Ayrıca 13 ödül ve 13 adaylık

Açık Gazete, 30 Aralık 2012
     
The Magdalene Sisters / Günahkar Rahibeler
Senaryo ve yönetim: Peter Mullan
Oyuncular: Anne-Marie Duff (Margaret), Nora-Jane Noone (Bernadette), Dorothy Duffy (Rose / Patricia), Geraldine McEwan (Rahibe Bridget), Eileen Walsh (Crispina), Mary Murray (Una)
Yapımcı: Frances Higson
2002 İrlanda, İngiltere yapımı, 119 dakika
DVD firması: Özen Film
 

13 Mayıs 2010 Perşembe

Bopha!

Başkalarının acısını izlemek, bir özgürlük mücadelesine omuz vermek, seyirciyi ruhsal açıdan da çok geliştirir. Çünkü aslolan, “başkasının acısı” diye bir şeyin olmadığını anlamaktır, örneğin işkence gören bir çocuk, hangi ırktan, milletten olursa olsun, “bizim” çocuğumuzdur.

IMDB: 6.4
Allmovie: 3/5 yıldız
Manalı Filmler puanı: 6.8

İnsanların yüreklerini ortaya koyarak yaptıkları işleri daha bir takdir ediyorum sevgili okur, hele bu kişiler Holivud gibi güce, başarıya tapan bir sektöre mensuplarsa yaptıkları filmin değeri daha da artıyor.

Örneğin Morgan Freeman’ın yönetmenlik yapmaya, hadi yaptı diyelim, ilk ve tek filminde Güney Afrika’daki ırkçılığa eğilmeye çok mu gereksinimi vardı ki?.. “Bruebaker” (1980) gibi filmleri de içeren bir kariyerden sonra, 1989’da “Driving Miss Daisy / Bayan Daisy ve Şoförü” ile dünya çapında üne kavuşmuş ve ikinci kez Oskar’a aday gösterilmiş, “Glory / Zafer”, “Robin Hood” derken “Unforgiven / Affedilmeyen”le (1992) ün ve başarısını artırmıştı. Hemen ertesi yıl, düşük bütçeli bir projeyle, o günlerde ırkçı yönetim hala devam ettiği için Zimbabwe’de çekim yaparak “Bopha!”yı yönetti.

Aynı şekilde Danny Glover da 1985’te ünlü “The Color Purple / Mor Yıllar”da başrol oynamış, iki yıl sonraki “Lethal Weapon / Cehennnem Silahı” ile ününe ün katmıştı. Hele de ırkçı yönetimin “piyonu” pozisyonundaki bir komiseri canlandırmaya onun da hiç ihtiyacı yoktu.

Fakat dünyanın bu tür filmlere gereksinimi vardı.

Nelson Mandela 27 yıllık bir hapisliğin ardından, 71 yaşında özgürlüğüne kavuşalı 3 yıl olmuş, ama Güney Afrika’ya eşitlikçi ve demokratik bir yönetim hala gelmemişti (İlk demokratik seçimler 1994’te yapıldı, Mandela devlet başkanı seçildi).

Sonuçta Güney Afrika’daki özgürlük mücadelesi (ve konuyla ilgili filmler) başarıya ulaştı, ama dünyanın bu tür filmlere hala gereksinimi var.

Çünkü başkalarının acısını, dünyanın çok uzak bir ucunda da olsa yaşanan sıkıntıları izlemek, polis zulmüne tanıklık etmek, bir özgürlük mücadelesine omuz vermek, izleyiciyi ruhsal açıdan da çok geliştirir.

Çünkü aslolan, “başkasının acısı” diye bir şeyin olmadığını anlamaktır, örneğin işkence gören bir çocuk, hangi ırktan, milletten olursa olsun, “bizim” çocuğumuzdur.

İşte o çocukları, o zulmü başarıyla yansıttığı için Freeman’ın kalbimizdeki yeri bu filmle daha da arttı.

İlk kez koltuğa oturan birinden beklenebileceği gibi yönetmenliği biraz fazla düz Freeman’ın, senaryoda da sıkıntılar var. Yine de hem öykünün sosyal-siyasi yönleri, hem de Komiser baba ile eylemci oğlun ilişkisi gibi dramatik öğeler etkili.

Fakat filmin asıl gücü oyunculuklarda… Bir Kubrick klasiği olan “A Clockwork Orange / Otomatik Portakal”ın unutulmaz oyuncusu Malcolm McDowell, Holivud’un en müthiş zenci kadın oyuncularından Alfre Woodard (“Passion Fish”, “K-Pax”) ve meraklısının “Ace Ventura: When Nature Calls / Budala Dedektif Afrika'da” filmindeki sevimli rolünden anımsayabileceği Maynard Eziashi, hayatının belki de en başarılı performansını veren Danny Glover’a ustaca eşlik ediyorlar.

İzleyin… Çünkü “Bopha!” Freeman’ın kurucu ortak olduğu Revelations Entertainment şirketinin sloganında dendiği gibi “Aydınlatan, kalbi ifade eden ve insani deneyimleri yücelten” filmlerden biri…

Meraklısına: Bopha kelimesi Zulu dilinde “gözaltı” ve “tutuklama” anlamlarına geliyor.

Bopha!
Yönetmen:
Morgan Freeman; Senaryo: Brian Bird, John Wierick (Percy Mtwa'nın oyunundan); Yapımcı: Lawrence Taubman; Oyuncular: Danny Glover (Micah Mangena), Malcolm McDowell (De Villiers), Alfre Woodard (Rosie Mangena), Marius Weyers (Van Tonder), Maynard Eziashi (Zweli Mangena), Malick Bowens (Pule Rampa), Michael Chinyamurindi (Solomon); 1993 ABD yapımı, 120 dakika; DVD firması: Paramount.