Alıntı

Toplumsal hayat bizi doğadan kopardı, onunla yeniden bütünleşmek zorundayız. “Ağaca sarılan hippi” imajını kastetmiyorum, onda yanlış bir şey yok da, demek istediğim, bir psikolojik ve ruhsal evrimin çok gerektiği. Şimdiki hayat tarzımızla ilgili en büyük sorunun ruhsallık eksikliği olduğunu düşünüyorum…

Julian Goldberger ("Şahin"in yönetmeni)

13 Aralık 2010 Pazartesi

Zeitgeist - The Movie

“Zeitgeist - The Movie”, tüm soruların yanıtı. Yıllardır fark ettiğimiz, aklımızı kurcalayan pek çok olguyu bir arada işleyen, hepsinin birden yanıtını veren bir film. Bu yüzdendir ki çok önemli ve acayip değerli bir belgesel

IMDB: 8.6
Manalı Filmler: 8,5

Kimileri Kıyamet’in kopmasını bekleye dursun, dünya yeni bir aşamaya geçiyor. Bu gezegende daha güzel bir hayat kurulacak, daha temiz, huzurlu, barışçıl ve sevgi dolu…

Tabii bunun için önce insanlığın neyin kötü/yanlış olduğunu görmesi gerekiyor. Bu yüzdendir ki bu dönemin temel özelliği “ruhsal uyanış”; geniş yığınlar an be an bilinçleniyor, devletlerin, büyük şirketlerin ve köklü din kurumlarının çevirdiği dolapları, giriştikleri pis işleri her gün daha fazla öğreniyorlar. Wikileaks belgelerinin ortalığa saçılması gibi mesela 10 yıl önce olacağı söylense kimsenin inanmayacağı gelişmeler bir anda meydana geliveriyor.

Ve filmler çekiliyor. Yapılabileceğine kimsenin ihtimal vermediği filmler. “Zeitgeist” serisi gibi…

2007’de internet üzerinden yayımlanan “Zeitgeist - The Movie” inanılmaz bir ilgi görmüş, günlük izlenme sayısı 75 bine kadar yükselmişti. Ertesi yıl devamı geldi, üçüncü film ise Ocak ortasında yayımlanacak.

İlk “Zeitgeist”ın ana konusu yalanlar. Geniş yığınlara söylenen, büyük yalanlar. Doğduğumuzdan beri duyduğumuz, artık kanıksadığımız, doğru olup olmadıklarını araştırmadığımız olgular. Film ilk olarak Hıristiyanlığı örnek veriyor, dönemin tarihçilerinden, çeşitli kültürlerin mitolojisinden yararlanarak Hazreti İsa’nın aslında hiç var olmadığını iddia ediyor (Şahsen filme tek eleştirim de bu kısımda, tabii “dünyanın sonu” meselesinin yanlış anlamadan kaynaklandığını, aslında “çağın sonu”na geldiğimizi söylediği bölüm hariç).

Yaklaşık 37 dakika dini konularla geçtikten sonra belgeselin asıl heyecan verici bölümleri başlıyor. 2. kısmın başlığı: “Tüm Dünya Bir Sahne” ve ilk konu tabii ki 11 Eylül saldırıları. Bu bölümde akıllara durgunluk verecek açıklamalar ve ilgili ABD yöneticilerinin söylediği yalanlar yer alıyor. Örneğin Rice ve W. Bush’un “Uçakların füze olarak kullanılabileceği hiç aklımıza gelmedi” demelerinin ardından, Mart 2000’de “resmen” planlanıp yapılmış bir tatbikatın belgeleri ekrana geliyor. Uçakları kaçırdığı söylenen 19 kişinin adlarının hiçbir uçuş listesinde bulunmaması, Usame Bin Ladin’in saldırıyı üstlendiği video kasetteki kişinin Bin Ladin olmadığı gibi ifşaatların ardından, Pentagon’a aslında bir uçağın çarpmadığı ve İkiz Kulelerin yıkılmasının asıl nedeninin binalara önceden yerleştirilmiş patlayıcılar olduğu uzmanların ifadeleri ve olay günü çekilmiş video ve fotoğraflarla kanıtlanıyor.

7 Temmuz 2005’te Londra metrosunun bombalanması olayını da aynı bakış açısıyla işleyen belgesel, “Perdenin Arkasındakilere Aldırmayın” başlıklı 3. bölümde neredeyse 200 yıldır dünyayı yönettiklerini iddia ettiği küçük bir azınlığın yaptıklarından söz ediyor. Özellikle 20. yüzyılda ABD’nin en zenginleri Rockefeller, Morgan, Warburg ve Rothschild ailelerinin giriştikleri karanlık işler birer birer anlatılıyor. 1907 ve 1920’de prova yaptıktan sonra –filmde “Amerikan tarihinin en büyük soygunu” biçiminde tanımlanan- 1929 ekonomik krizini nasıl çıkardıkları ve bundan nasıl yararlandıkları açıklanıyor ve “büyük kar getiren” bir diğer alana, yani savaşa geçiliyor. ABD’nin iki Dünya Savaşına nasıl katıldığını ve Vietnam Savaşı’nı nasıl başlattığını gözler önüne seren bölümler, belgeselin de en güçlü sahneleri arasında.

Filmin devamında da, örneğin ABD, Kanada ve Meksika arasında sınırları kaldıran gizli anlaşma gibi çarpıcı bilgiler bulunuyor, fakat bunlardan çok daha önemlisi, gerektiğinde eğitimden, siyasetten veya Irak İşgali’nden söz ederek dünyanın şu halinin tam bir portresini çıkarması, adına uygun bir şekilde “zamanın ruhu”nu başarıyla yansıtması…

Ve dünyayı yönetenlerin gizli planlarını açıklaması... Yani: Tek bir dünya devleti kurmak, herkesin koluna –attığı her adımın rahatça izlenmesini sağlayacak- RFID çiplerinden takmak, dünyayı bir imparatorluk olarak yönetmek… Böyle söylenince bilimkurgu filmi gibi gelebilir. Oysa tamamen gerçek, halen uygulanmakta olan bir plan bu (Örneğin RFID çipleri tüm Amerikan pasaportlarında var ve gönüllü olanların kollarına da takılmaya başlandı).

“Zeitgeist - The Movie”nin önemi bu gizli gerçekleri açıklamasından ve yalanları ifşa etmesinden kaynaklanıyor. Belgesel insanın, iddia edildiği gibi güçsüz, çirkin, günahkar bir yaratık olmadığını anlatan sözlerle sone eriyor.

Benim için “Zeitgeist - The Movie”, tüm soruların yanıtı. Yıllardır fark ettiğimiz, aklımızı kurcalayan pek çok olguyu bir arada işleyen, hepsinin birden yanıtını veren bir film. Bu yüzdendir ki çok önemli ve acayip değerli.

Seçme replikler:
Anlatıcı: Ama aslında en vahim durum, bu totaliter öğeler insanlara zorla dayatılmayacak, insanlar bunları talep edecek.

Thomas Jefferson, 3. ABD Başkanı: Bence banka kuruluşları, düzenli ordulardan daha tehlikelidir… Eğer Amerikan halkı özel bankaların piyasaları kontrol etmesine izin verirse bankalar ve şirketler etraflarında büyüyecek, tüm mal varlıklarını ellerinden alacak ve bir gün çocukları, atalarının fethettiği bu topraklarda evsiz uyanacak.

Woodrow Wilson, 28. ABD Başkanı: Uygar dünyanın, tamamen kontrol edilen, sindirilen ve en kötü yönetilen devletlerinden biri haline geldik. Fikir özgürlüğünün, yönetime inancın ve demokratik seçme özgürlüğünün olmadığı bir devlet, bir devlet ki, egemen ufak bir grubun keyfine ve zikrine kalmış.

M.A. Rothschild, Rothschild bankacılık krallığının kurucusu: Bana bir ulusun para arzının kontrolünü verin, o zaman kanun koyanları bile takmam.

Anlatıcı: 1. Dünya Savaşı 323.000 Amerikalının ölümüne sebep oldu. J.D. Rockefeller, bundan yaklaşık 200 milyon dolar kazanç sağladı. Amerika'ya mal olan ve tabi ki faizli borç olarak Federal Rezerv Bankası'ndan alınan 30 milyar doları saymıyoruz bile, ki bu para da uluslararası bankerlerin kazancı olmuştur.

Anlatıcı: Sonunda istendiği ve izin verildiği gibi, 7 Aralık 1941'de Japonya Pearl Harbour'a saldırdı ve 2400 askeri öldürdü. Saldırıdan önce Amerikan halkının %83'ü savaşa karşıydı. Pearl Harbour'dan sonra 1 milyon erkek savaşa gitmek için gönüllü oldu.

Anlatıcı: 11 Eylül, dünyayı yönetenlerin büyük planının başlangıç noktasıydı. Hazırlanmış bir savaş bahanesiydi, tıpkı Lusitania'nın batırılması, ya da Pearl Harbor ve Tonkin Körfezi olaylarının provake edilmesi gibi. Aslında 11 Eylül örneklerinden farklı olarak, hesaba katılmayan savaşlara da bahane oldu. İki beklenmeyen yasadışı savaşın çıkmasına neden oldu. Biri Irak'a, diğeri de Afganistan'a. Ama 11 Eylül aslında başka bir savaşın bahanesiydi. Size karşı yapılacak savaş. Vatanseverlik Kanunu, Ulusal Güvenlik, Ordu Süreklilik Kanunu ve bunun gibi birçok kanun, tamamen sizin kişisel özgürlüklerinizi yok etmek ve yakında gelecek saldırıya karşı direncinizi kırmak için tasarlandı.

Anlatıcı: Perdenin arkasındaki adamların istediği en son şey, bilinçlenmiş ve düşünme yetisine sahip bir toplum. Bu yüzden ki sürekli olarak düzmece bir yaşam, din, medya ve eğitim yoluyla bizlere sunuluyor. İlginizi dağıtmak ve sizi her şeyden habersiz bırakmak istiyorlar. Ve gerçekten de bu işi iyi yapıyorlar.

David Rockefeller: Washington Post, New York Times, Time Magazine ve diğer büyük yayın organlarının yöneticilerine, görüşme çağrılarımıza katıldıkları ve verdikleri sessizlik sözünü 40 yılı aşkın tuttukları için teşekkürü borç biliriz. Eğer bu yıllar boyunca halkın dikkatini yaptıklarımıza çekselerdi, dünya üzerindeki planımızı gerçekleştirmemiz imkansız olurdu. Dünya her geçen gün, daha bilinçli ve daha hazır bir şekilde Dünya Devleti'ne doğru ilerlemektedir. Entellektüel elit bir kesimin ve dünya bankerlerinin kuracağı bir çok uluslu egemenlik, geçtiğimiz çağlarda gördüğümüz tek uluslu oluşumlardan daha caziptir.

Anlatıcı: Perdenin arkasındakiler bunu biliyorlar. Ayrıca biliyorlar ki, eğer insanlar doğaya bağlı oldukları gerçeğini anlarlarsa, ve içlerindeki gücün farkına varırlarsa, yarattıkları ve soyup soğana çevirdikleri tüm bu Zeitgeist, kağıttan evler gibi yıkılacak.

Son replikler (Bill Hicks’ten alıntı): Hayat lunaparkta bir gezinti gibidir, ve gezintiye başladığında onun gerçek olduğunu düşünürsün, çünkü zihinlerimiz bu kadar güçlüdür. Gezinti bir yukarı, bir aşağı devam eder, döner ve döner, seni heyecanlandırır, ürpertir ve parlak renklerle doludur. Ve bir süre çok gürültülü ve çok eğlenceli olur. Bu gezintide uzun süre kalanlar sorular sormaya başlarlar: “Bu gerçek mi? Yoksa sadece bir gezinti mi?” Ve aralarından cevabı hatırlayan insanlar geriye dönüp şöyle derler: “Hey, merak etme, korkma sakın. Çünkü bu sadece bir gezinti.” (Ekrana suikaste uğramış lider ve sanatçıların fotoğrafları gelirken) Ve biz bu insanları öldürdük. “Susturun şunu! Ben bu gezintiye çok fazla yatırım yaptım, susturun şunu! Şu çatılmış kaşlarıma bakın. Şu büyük banka hesabıma ve aileme bir bakın, bu gerçek olmalı...” Bu sadece bir gezinti. Ama bunu bize anlatmaya çalışan bütün iyi adamları öldürdük, ve şeytanın fitne tohumları ekmesine izin verdik. Ama önemli değil, çünkü bu sadece bir gezinti ve bunu istediğimiz zaman değiştirebiliriz. Bu sadece seçim meselesi. Çaba yok, çalışmak yok, iş yok, para kazanmak yok. Şimdi seçim yapın... Korku ve sevgi arasında.

İzlemek için:
Filmin resmi sitesi

Meraklısına:
“Zeitgeist” serisini beğenenler kadar eleştirenler de var tabii ki. Hatta “Zeitgeist Ne Anlatıyor?” adıyla bir kitap bile yayımlandı ülkemizde. Kitabı derleyen Haluk Hepkon ise şu linkte okuyabileceğiniz yazısında “Zeitgeist”ı yapanları şöyle eleştiriyor: “Kısacası New Age'ci Zeitgeist, kıvrak bir vücut çalımıyla "para sistemi"ne karşı tepkileri bile paraya dönüştürmeyi becermektedir.” Bu suçlamaya hedef olan kişilerin, para harcayarak yaptıkları filmi internetten ücretsiz yayımladıklarını, altyazı eklenmesine, hatta DIVX olarak indirilmesine izin verdiklerini hatırlatırım.

Filmin son bölümünde sözleri yayımlanan Aaron Russo, “Trading Places”, “Wise Guys” gibi filmlerde imzası bulunan bir yapımcı. 15 yıllık bir aradan sonra filmciliğe dönen Russo “America: Freedom to Fascism” (America: Faşizme Giden Özgürlük” isimli belgeseli yazdı ve yönetti.

Bu belgeselde işlenen “dünyayı yöneten küçük bir grup” fikriyle ilk kez 2000 yılında, Ramtha’nın “Tiranların Son Valsi” kitabını okuduğumda karşılaşmıştım. ABD’de 1987’de yayımlanan o eserin 20 yıl sonra gerçekleşecek kimi uygulamaları bu kadar erken haber vermesi çok şaşırtıcı. Çünkü o kitap aslında “tebliğ”lerden oluşuyor, medyum J. Z. Knight, Ramtha isimli bir varlıktan aldığı bilgileri naklediyor.

Zeitgeist - The Movie
Yapım, Müzik, Kurgu, Senaryo ve Yönetim: Peter Joseph
2007 ABD yapımı, 118 dakika.

29 Kasım 2010 Pazartesi

Sonsuz Sokaklar

Fellini iki karakterinin iç dünyalarını ustalıkla sergilemekle kalmaz, hayata tutunamamaktan kaynaklanan acılarını da seyirciye geçirmeyi başarır

IMDB: 8,2 (202. sırada)
Rotten Tomatoes: % 97
Allmovie: 5 yıldız
Manalı Filmler: 9,5
“Sinema Tarihinin En İyi 1000 Filmi” listesinde 52. sırada

Dino De Laurentiis’in anısına
(8 Ağustos 1919 – 10 Kasım 2010)


Fellini’nin önemli özelliklerinden biri, filmlerinde aslında hep kendini anlattığını gizlememesidir. Ne eserinde saklar bunu, ne de söyleşilerinde. Hayattan her ne anladıysa filmlerinde vardır, ne yaşadıysa, ne hissettiyse… Bu durumla barışıktır. Eserleri, bir insan olarak geçirdiği dönüşümün, gelişimin de izlerini taşır. Örneğin Bergman gibi Fellini de önemli bir öğretmendir; eserleri hem sinema, hem de hayat hakkında değerli bilgiler içerir; meraklısı için bu bilgeliğin gelişimini incelemek ilham verici, hatta aydınlatıcı olabilir.

Bu açıdan bakıldığında “Sonsuz Sokaklar”, tüm Fellini repertuarından ayrı bir yerde durur; benzersizdir, özeldir… Henüz yönetmeni toplumcu İtalyan Yeni Gerçekçi sinema akımından kopamamıştır, ama ilerde başta “Otto e Mezzo / 8,5” olmak üzere, “Casanova”, “Ruhların Jülyeti” gibi filmlerinde yapacağı ruhbilimsel analizler için gerekli eğilim, arzu ve birikimi de barındırmaktadır. Biri dışa/hayat, diğeri içe dönük iki tutunamayanın hüzünlü hikayesini anlatan film bu iki eğilimin güçlü bir sentezidir.

“La Strada”yı çektiğinde Fellini henüz 34 yaşındaydı. Ünlü bir senaristti, ama yönetmenliğe yeni alışıyordu. Geçmişiyle yakından ilgili bir film yapmış, beğeniyle karşılanmıştı (Doğduğu Rimini kasabasındaki gençlerin umutsuz yaşantılarını anlatan “Il Vittolini / Aylaklar”). Henüz “Amarcord” gibi çok daha kişisel filmlerin fikri bile yoktu ortada, Fellini dünyayla arasında bir köprü inşa etmeye çalışıyor, içselliğini keşfetmeye, binlerce insanın anlayarak izleyebileceği filmler için malzeme çıkarmaya uğraşıyordu (Tüm filmlerinde “aslında bulduklarını değil aradıklarını anlattığını” söyleşilerinde sık yinelemiştir).

“La Strada” bu köprüyü, bireyle toplum arasındaki ilişkiyi resmeder ve o gün itibariyle Fellini’nin içinde bulunduğu duygusal dünyayı yansıtır. Bakış açısı karamsardır, ama sevgiye vurgu yapmayı da ihmal etmez.

“Sonsuz Sokaklar”ı arşınlayan iki kişiden baskın olanı gösteri sanatçısı Zampano’dur. Vücuduna sardığı zincirleri kırarken, kendisine yardımcı olması için ailesinden satın aldığı Gelsomina onu asiste eder, gösteri sonrasında para toplar. Cahil, kaba saba bir adamdır Zampano, genç kadınla iletişim kurmaz, duygularını anlamaya çalışmaz, gösterilere katıldığında bile onu takdir etmez, hatta “ıssızlığın ortasında” bırakıp gider. Gelsomina’nın onsuz yaşayamadığını öğrendiğinde, Zampano’nun da hayatını sürdüremeyeceğini hissettirir Fellini; “yol arkadaşını” ve onunla arasındaki bağın gücü anlayamamasının bedelini ödeyecektir…

Birbirine hiç benzemeyen, birbirini çok az tanıyan iki insan arasındaki garip bağın hikayesidir “La Strada”. Aşk mı dostluk mu olduğu belirsiz, ama güçlü bir bağlılık, hatta bağımlılık olduğu kesin bir ilişkinin analizidir.

Fellini iki karakterinin iç dünyalarını ustalıkla sergilemekle kalmaz, hayata tutunamamaktan ve o bağımlılığın yükünü kaldıramamaktan kaynaklanan acılarını da seyirciye geçirmeyi başarır. İşte bu yüzden hayli dokunaklı bir filmdir “Sonsuz Sokaklar”.

Genelde şiirsel olduğu tespiti yapılır, oysa düpedüz ağıttır…

Ödülleri:
En İyi Yabancı Film dalında Oskar; Özgün Senaryo dalında Oskar adaylığı
Ayrıca 6 ödül, 3 adaylık

La Strada / The Road / Sonsuz Sokaklar
Yönetmen: Federico Fellini
Senaryo: Federico Fellini, Tullio Pinelli, Ennio Flaiano
Yapımcılar: Dino De Laurentiis, Carlo Ponti
Oyuncular: Anthony Quinn (Zampano), Giulietta Masina (Gelsomina), Richard Basehart (Il Matto), Aldo Silvani, Marcella Roverea, Livia Venturini
1954 İtalya yapımı, 108 dakika
Gösterim tarihi: Mayıs 1957
DVD firması: As Sanat

La Jetée

IMDB: 8,3
Allmovie: 4,5 yıldız
Rotten Tomatoes: % 93
Manalı Filmler: 9,0

Sinema tarihinin en ünlü ve manalı kısa filmlerinden biri, belki de birincisi…

Ünlü belgesel yönetmeni Chris Marker, 1962’de, tamamı fotoğraflardan oluşan, yani hareketli görüntü içermeyen bu kısa filmle adını tarihe yazdırdı (Sadece Kadın’ın uyandığı an, kısacık bir hareket var). Üstelik film (Almanca fısıltılar haricinde) diyalog da içermiyor, hikayeyi dış ses anlatıyor.

Ve bu özelliklere sahip olan bu film çok beğeniliyor, sinema otoriteleri tarafından “takipçi”lerinden daha başarılı bulunuyor, bugün bile bilim kurgu dalının en iyi filmlerinden biri olarak kabul görüyor…

Haliyle “La Jetée”, azımsanamayacak bir katkı yapmış, pek çok sinemacıyı etkilemiş. Filmin zaman yolculuğuna yaklaşımından ilham alan eserler arasında örneğin “Terminator” serisi sayılabilir. Ünlü Terry Gilliam filmi “Twelve Monkeys / Oniki Maymun” zaten bu kısa filmden hareketle kotarılmıştı.

3. Dünya Savaşı dünyayı yerle bir etmiş, sağ kalan bir avuç insan yeraltında yaşamaya başlamışlardır. Totaliter yetkililer uygarlığın yeniden yaratılmasında ihtiyaç duyulan kaynakları bulması amacıyla seçilmiş kişileri zaman yolculuğuna çıkarır, ama sadece Adam başarılı olur. Çocukluğunda bir kez gördüğü, ama unutamadığı Kadın’ı bulur, aralarında bir yakınlık gelişir.

Bu öykü aracılığıyla Marker hayata anlamını veren değerleri anımsatıyor, seyircisini sevgi, zaman ve bellek üzerine düşünmeye davet ediyor.

Taklitlerinden sakınınız: “La Jetée” onların olamayacağı kadar şiirsel, duygulu ve etkili bir film…

Meraklısına:
Filmi izlerken, Marker’ın film ekonomisi açısından bulduğu çözümleri (örneğin “geleceğin dünyası”na seyirciyi nasıl ikna ettiğini) de incelemenizi öneririm.
Kadın ve Adam’ın birlikte kesilmiş ağaç gövdesine baktıkları sahne, ünlü Hitchcock yapıtı “Vertigo”ya gönderme.

Sinema eleştirmeni ve akademisyen Janet Harbord filmi her yönüyle incelediği bir kitap yayımladı.

Ödülleri:
Jean Vigo Ödülü

İzlemek için:
Google
Dailymotion
DVD’sinde ise yine zaman ve bellek temalarını işleyen Marker belgeseli “Sans Soleil” (1983) ile birlikte.

La Jetée / The Pier
Senaryo ve yönetim: Chris Marker
Oyuncular: Jean Négroni (anlatıcı), Hélène Chatelain (Kadın), Davos Hanich (Adam), Jacques Ledoux (Deneyi yapan)
1962 Fransa yapımı, 28 dakika, siyah beyaz

Kara Şövalye

IMDB: 8,9 (10. sırada)
Allmovie: 4,5 yıldız
Rotten Tomatoes: % 93
Manalı Filmler: 8,0

Bruce Wayne’in dönüşümü sürüyor…

“Batman Başlıyor”da Wayne, intikam arzusuyla dolu genç bir adamdan topluma hizmet için uğraşan bir kahramana dönüşmüştü. Bu filmde ise Batman olarak kendi varoluşunu sorguluyor, “toplumun kahramana ihtiyacı var mı?” sorusuyla cebelleşiyor, sonunda egosunu biraz daha geri çekmeye karar veriyor. “Nasıl tanındığı” önemini yitirmiştir artık, alkış, iltifat ve madalya yerine nefret, aşağılanma ve belki de hapis cezasıyla karşılaşacağını bile bile “kara şövalye” olmaya razı geliyor.

Batman’in bu dönüşümünde Joker ve Dent’i yakından tanımasının, onların iç yolculuklarına tanık olmasının payı büyük. Bu üç karakter aracılığıyla “insanın içindeki iyi ve kötü” meselesinin tartışılması ise bu filme asıl değerini veren unsur. Bu açıdan ilham veren bir yanı da var.

Şahsen bu filmi “Batman Başlıyor” kadar bile beğenmiyorum. Yine de bir sonraki Nolan/Batman filmi “The Dark Knight Rises”ı sabırsızlıkla bekliyorum çünkü belli ki Batman’in dönüşümü devam edecek. Nolan, ana karakterinin spiritüel gelişimini anlatmayı ısrarla sürdürüyor ve çok başarılı sonuçlar elde ediyor. Bir sonraki filmde Wayne egosunu tamamen sıfırlayabilecek mi bilmiyorum, ama bu ihtimalin varlığı bile heyecan verici…

Ödülleri:
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Heath Ledger) ve Ses Kurgusu dallarında Oskar; Sanat Yönetmenliği, Görüntü Yönetmenliği, Makyaj, Kurgu, Görsel Efekt ve Ses dallarında Oskar adaylığı
Ayrıca 79 ödül ve 55 adaylık.

The Dark Knight / Kara Şövalye
Yönetmen: Christopher Nolan
Senaryo: Christopher Nolan, Jonathan Nolan (Öykü: Christopher Nolan ve David S. Goyer; Karakterler: Bob Kane)
Yapımcılar: Charles Roven, Emma Thomas, Christopher Nolan
Oyuncular: Christian Bale (Bruce Wayne / Batman), Heath Ledger (Joker), Aaron Eckhart (Harvey Dent), Michael Caine (Alfred), Maggie Gyllenhaal (Rachel), Gary Oldman (Jim), Morgan Freeman (Lucius Fox)
2008 ABD, İngiltere ortak yapımı, 152 dakika
Gösterim tarihi: 25 Temmuz 2008
DVD firması: Tiglon / Warner Home Video

12 Kasım 2010 Cuma

Ateşkes

Gerçek bir olaydan uyarlanmış, hayli ilginç, oldukça başarılı ve çok etkili bir "barış filmi"...

IMDB: 7,7
Allmovie: 3,5 yıldız
Metacritic: % 70
Manalı Filmler: 9,0

Herhangi bir savaş filmi değil bu, savaşı sorgulayan, sorgulatan bir eser… İlle de etiketlemek gerekiyorsa, “barış filmi” demek daha uygun olur.

Çünkü “Joyeux Noël / Ateşkes”, 1. Dünya Savaşı sırasında yaşanmış bir ateşkesi konu ediniyor, o bir günü süresiz barışa çevirmeye çalışan askerlere odaklanıyor.

Üç ayrı milletin askerleri aynı alanda, aynı amaçla toplanmışlardır. O zamanlar “Büyük Savaş” denen 1. Dünya Savaşı, bitmez tükenmez siper çatışmalarıyla sürmektedir, binlerce perişan asker kan ve çamur dolu çukurlarda hayatta kalmaya çalışmaktadır. En fazla 20-30 metre mesafede üç siperde İskoç, Fransız ve Alman askerler bulunmaktadır, kimse kayda değer bir üstünlük sağlayamaz, savaş kilitlenmiştir… Alman tenor Benno Fürmann da askere alınmıştır. Eşi Anna, Noel şerefine bir resital düzenlenmesi için yetkililerden izin alır, etkinlik bitince eşiyle birlikte siperlere gider. Benno birlikte çarpıştığı arkadaşlarına şarkı söylerken siperler arasındaki (bizde “tarafsız” deniyor ama aslında İngilizce “no man’s land” karşılığı daha uygun) sahipsiz bölgeye çıkar, kimse ateş etmeyince herkes o alana doluşur, sürpriz ateşkes kendiliğinden başlamış olur.

Carion o geceyi ve devamında gelişen olayları hümanist bir yaklaşımla ele alıyor. Kendiliğinden gelişen ateşkesin, üst rütbeli subaylar ve siyasiler tarafından neden ve nasıl bitirildiğini gösteriyor. Tavrı çok net, tarafı belli: Savaş karşıtı, aslında savaşmaya hiç de arzulu olmayan sıradan insanlardan, gerektiğince mecburen siperlere doluşan “sokaktaki adam”dan yana. Filmin çok etkili açılış sekansında gösterdiği gibi, devletler o sıradan vatandaşların zihnini daha ilkokul sıralarında düşmanca fikirlerle dolduruyor, körpe yüreklere zalim duygular ekiyorlar. Devletlerin çıkarları olmasa, aslında kimse kimseye düşman olmayacak, kimse kimseyi öldürmeye çalışmayacak…

“Ateşkes” her öğesiyle çok başarılı bir film. Ayrıca gerçek bir olaydan nasıl uyarlama yapılacağına dair ilginç veriler de sunuyor. Meraklısına, DVD’de yer alan çıkartılmış sahneleri de mutlaka izlemesini ve filmi o ateşkes gününü konu alan belgeselle birlikte incelemesini öneririm.

Ödülleri:
En İyi Yabancı Film dalında Altın Küre ve Oskar adayı
Ayrıca 2 ödül, 8 adaylık

Seçme replikler:
Afiş sloganı: Düşmansız savaş olamaz.

General (Anna’yla resital konusunu görüşürken, kocasını kastederek): Onu sadece bir gece görebileceksiniz. Ne manası var ki bunun?
Anna: Bir geceden fazlası olacak. Bizim dakikalarımız sizinkilerden uzun.

Alman Teğmen Horstmayer: Karınızın durumunu dün gece öğrendim. İsterseniz ona mektubunuzu ulaştırabilirim.
Fransız Teğmen Audebert: Bunu neden yapasınız ki? Yakalanırsanız…
Horstmayer (sözünü keser): Bir mektup savaşı kazanmamızı engellemez. Hem Paris’i aldığımızda ve savaş bittiğinde, bize Rue Vavin’de bir içki ısmarlarsın.
Audebert: Bir içki içmek için Paris’i işgal etmenize gerek yok.

Horstmayer (Audebert ve adamlarına): Topçumuz on dakika sonra siperlerinizi bombalamaya başlayacak. Bizim siperlere gelin, korunursunuz.

Meraklısına:
1. Dünya Savaşı sırasında bir başka ateşkes, Türk ve Anzak askerleri arasında yaşanmış, oluşan dostluk ve sevgi ortamı savaşın kaderini değiştirmiş, bugün de devam eden Anzak Günü kutlamalarına zemin oluşturmuştu. Ancak o olayın filmi henüz çekilmedi (Ünlü Peter Weir yapıtı “Gallipolli / Gelibolu” sadece Anzak cephesini işler ve ateşkese hiç değinmez).

Happy Christmas / Joyeux Noël / Ateşkes
Senaryo ve yönetim: Christian Carion
Yapımcılar: Christophe Rossignon, Kate Ogborn, Patrick Quinet
Oyuncular: Diane Kruger (Anna Sörensen), Natalie Dessay (Anna'nın şarkılarında vokal), Benno Fürmann (Nikolaus Sprink), Rolando Villazón (Nikolaus'un şarkılarında vokal), Guillaume Canet (Audebert), Gary Lewis (Palmer), Dany Boon (Ponchel), Daniel Brühl (Horstmayer)
2009 Fransa, Almanya, İngiltere, Belçika, Romanya ortak yapımı, 116 dakika.
Gösterim tarihi: 7 Nisan 2006
DVD firması: Bir Film / Palermo